
“Adalet Bakanı’nın faili meçhul dosyalarını siyasal amaçlara göre tasnif ettiği yönündeki toplumsal algıyı besleyen ayrımcı tutumunu bir an önce terk etmesi; tüm dosyalara eşitlik, tarafsızlık ve hukukun üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda yaklaşması gerekmektedir.”
Yeni çözüm sürecinin ilk yasal düzenlemesinin TBMM Başkanlığına sunulması an meselesi. Beklentileri tam olarak karşılamasa da, hatta bazılarına göre “dağ fare doğursa” bile, bu düzenleme PKK’nin feshi ve silahlı eylemlerin sona ermesi sürecinde yeni bir aşamaya geçildiğinin göstergesi olacaktır.
Bugün sürece karşı çıkanlarla temkinli destek verenlerin ortaklaştığı nokta, Türkiye’nin geri dönüşü zor bir sürece girmiş olmasıdır. Ancak bu sürecin nasıl ilerleyeceği hâlâ belirsizdir. Meclis’te görüşülecek düzenlemenin ayrıntıları kamuoyuyla paylaşılmadığı gibi, bundan sonraki aşamalara ilişkin bir yol haritası da açıklanmış değildir. Bu durum, toplumsal güveni güçlendirmek yerine kuşkuları artırmaktadır.
Tam da bu nedenle, Adalet Bakanlığının faili meçhul dosyalarına yaklaşımı yeni çözüm sürecinin en önemli güven testlerinden biri hâline gelmiştir.
1990’lı yıllar denildiğinde, Kürt sorunu bağlamında akla gelen ilk başlıklardan biri faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler ve yargısız infaz iddialarıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi bu döneme ilişkin çok sayıda dosyada yaşam hakkını koruma ve etkili soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle mahkûm etti. Buna rağmen kapsamlı bir hakikatle yüzleşme süreci hiçbir zaman başlatılmadı.
Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının 75 ilde 638 dosyayı yeniden incelemeye aldığı açıklandı. Gülistan Doku dosyasında önemli adımlar atılırken, Rabia Naz Vatan dosyasında ise kayda değer bir ilerleme sağlanamadı. Bakanlık ayrıca 16 dosyada 19 faili meçhul cinayetin aydınlatıldığını duyurdu.
Ancak temel sorun burada başlıyor.
Yeniden incelenecek dosyaların hangi hukuki ölçütlere göre belirlendiği açıklanmıyor. Bakanlığın kamuoyuna duyurduğu tek kriter, “toplumda hassasiyet oluşturan ve kamu vicdanını etkileyen olaylara” öncelik verilmesi. Oysa bu, hukuki değil, oldukça muğlak bir tanımdır.
Daha da dikkat çekici olan ise, çatışmalı dönemde işlenen faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler ve uluslararası hukuka göre zamanaşımına tabi olmayan ağır insan hakları ihlallerine ilişkin dosyaların bu kapsamda yer alıp almadığına dair hiçbir açıklama yapılmamasıdır.
İHD ve TİHV veri tabanlarında yer alan 17 bini aşkın insanın biri dahi bugüne kadar Adalet Bakanlığı çalışması kapsamına alınmamış olması fazlasıyla dikkat çekici ve tutarsızlık abidesi bir tutumdur.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Tahir Elçi dosyasıdır.
Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin soruşturmanın etkili yürütülmediği uzun yıllardır ailesi, avukatları ve insan hakları örgütleri tarafından dile getirilmektedir. Ulusal ve uluslararası kamuoyunun yakından takip ettiği bu dosyanın yeniden inceleme kapsamına neden alınmadığı ise hâlâ cevapsızdır. Tahir Elçi dosyası Türkiye çok geniş kesimlerin vicdanında derin yara açmıştır.
Bunun gibi sayısız örnek gösterilebilir. Yeni çözüm sürecinin inandırıcılığı tam da bu tür dosyalara gösterilecek yaklaşımla ölçülecektir.
Faili meçhul dosyalarının yeniden açılması elbette ilke olarak olumlu bir adımdır. Hakikatin ortaya çıkarılması, cezasızlıkla mücadele edilmesi ve mağdurların adalet beklentisinin karşılanması toplumsal barışın da ön şartlarından biridir.
Ancak bu süreç siyasi tercihlerle değil, hukuk devleti ilkeleriyle yürütülmelidir. Hangi dosyaların neden seçildiği kamuoyuna açıklanmıyorsa, seçimin nesnel hukuki ölçütlere dayanıp dayanmadığı da denetlenemez. Bu ise yeni bir güven sorunu yaratır.
İncelemeler yalnızca yürütmenin takdirine bırakılmamalı; bağımsız hukukçuların, adli uzmanların ve uluslararası standartlara uygun bilirkişilerin katkısıyla yürütülmelidir. Amaç sadece failin kim olduğunu ortaya çıkarmak değil; delillerin neden kaybolduğunu, soruşturmaların neden etkisiz bırakıldığını ve varsa kurumsal sorumlulukları da açığa çıkarmak olmalıdır.
En temel ilke ise eşitliktir. Mağdurun siyasi görüşü, etnik kimliği, mesleği ya da toplumsal konumu ne olursa olsun aynı hukuki standart uygulanması ulusal ve uluslararası hukukun amir hükmüdür. Kürt savaşının mağdurları dışlayan ayrımcı bir yaklaşım kabul edilemez. Büyük ayrımcılık ve hukuksuzluktur.
Yeni çözüm süreci gerçekten geçmişle yüzleşmeyi hedefliyorsa, bunun en önemli göstergelerden biri de faili meçhul dosyalarına yaklaşım olacaktır. Adalet Bakanlığı, hangi dosyaların hangi hukuki kriterlerle yeniden incelendiğini şeffaf biçimde açıklamalıdır. Çünkü kalıcı barış, yalnızca silahların susmasıyla değil, hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin eşit biçimde işletilmesiyle mümkündür.
Bu çerçevede, Adalet Bakanı’nın faili meçhul dosyalarını siyasal amaçlara göre tasnif ettiği yönündeki toplumsal algıyı besleyen ayrımcı tutumunu bir an önce terk etmesi; tüm dosyalara eşitlik, tarafsızlık ve hukukun üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda yaklaşması gerekmektedir.
Not: Bu yazı ilk kez 31 Temmuz 2026’da https://yeniarayis.com/yazi/yeni-cozum-surecinde-failli-mechuller-testi-16738 yayınlandı.