Fırat’ın Doğusun Batısının öncelikli gündemi farklı

Diyarbakır, Van ve Hakkâri’nin siyasal gündemi çözüm sürecinin ilerlemesi iken; İstanbul ve İzmir’in öncelikli gündemi cumhurbaşkanı seçimini kazanmaya odaklanmış durumda. Bu iki gündemi ortaklaştırma arayışının ağır yükü, İzmir Barometresi verilerinde de görüldüğü gibi, ana muhalefet partisi Yeni Parti üzerinde.”

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te TBMM’nin yasama yılı açılış töreninde DEM Parti sıralarına giderek Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile tokalaşmasını, Kürt meselesinde yeni sürecin miladı olarak kabul edebiliriz.

Taraflar, Türkiye özgü yeni çözüm sürecinin adında dahi anlaşmadan bir biçimde ay sonu itibariyle iki  yılını geriden kalmış olacak.

TBMM’de “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un yasalaşmasıyla süreç kritik bir evreye geçti. Bu evrede yasanın uygulanmaya başlanmasıyla birlikte,  toplumun gündelik hayatında somut sonuçlarıyla yüzleşilmeye başlanacak

Silah bırakanların; sürgünde, Kandil’de ve Mahmur’da yaşayanların; cezaevinde bulunanların eşit, özgür ve demokratik toplumsal yaşama katılmaları ve demokratik siyaset yapma haklarına kavuşmaları yönündeki süreç işlemeye başlayacak.

Tam da bu nedenle, bundan sonraki dönem yalnızca siyasal aktörlerin değil, toplumun tamamının sürece nasıl hazırlanacağının belirleyici olacağı bir dönem olacak.

Toplum sürece hazır değil

Son günlerde mevsimlik Kürt işçilerine yönelik ırkçı saldırılar, Amedspor’un maçlarda karşılaştığı muamele ve çeşitli şehirlerde son iki haftadır gerçekleştirilen, hayatını kaybeden PKK’liler için yapılan anma toplantıları etrafında iktidar partisi ve ortağının ileri gelen isimlerinin yaptıkları açıklamalar, sürecin bu aşamasında karşı karşıya kalınabilecek risklere işaret ediyor.

Bu gelişmeler bir yönüyle de toplumun ve siyasetin sürece hazırlığı konusunda ciddi bir yetersizliği gösteriyor.

Bu yetersizlikler yalnızca negatif barışın kalıcılığını tehdit etmiyor; aynı zamanda pozitif barış sürecine geçişi de geciktirme potansiyeli taşıyor.

İzmir Barometresinin işaret ettiği risk

İki hafta önce, son birkaç yıldır BAYATAV tarafından her altı ayda bir gerçekleştirilen İzmir Barometresi Yaz Dönemi Saha Araştırması’nın süreçle ilgili verileri de karşı karşıya bulunduğumuz riskleri kavramamızı kolaylaştıracak nitelikte.

 

Dr. Serkan Turgut, BAYETAV Akademik Çalışmalar Koordinatörü, raporun sunuşunda sorunu şöyle özetliyor:

 

“Çözüm Süreci’ne yaklaşım klasik iktidar-muhalefet ayrımını izlemiyor. Çözüm Süreci’ne ilişkin tutumlar parti tercihine göre belirgin biçimde farklılaşıyor ancak bu farklılaşma, basit bir iktidar-muhalefet ayrımına oturmuyor. Kürt katılımcıların yüzde 52’si, DEM Parti seçmenlerinin yüzde 75’i süreci tamamen destekliyor. Cumhur İttifakı seçmenlerinde toplam destek yüzde 62, CHP seçmenlerinde yüzde 50 düzeyindeyken, İYİ Parti seçmenlerinde yüzde 34’e geriliyor.”

Bu rakamların Türkiye’nin bugünkü siyasal ve toplumsal tablosunu büyük ölçüde özetlediğine kuşku yok.

Sürece verilen desteğin yüzde 50 sınırında seyretmesi  dikkat çekici. İzmir, iki yıldır Kürt sorunu kaynaklı savaş nedeniyle artık cenaze kaldırılmıyor olmasının kıymetini ve anlamını ya yeterince kavramış değil ya da siyasal ajandası nedeniyle bu gerçeğin üzerini örtmeyi tercih eden sorunlu bir tutum sergiliyor.

Seçim gündemi ile süreç

Yeni sürecin ruhuyla uyuşmayan başka bir tablo ise Kürt siyasal hareketi ile iktidara karşı diğer siyasal ve toplumsal aktörlerin gündemlerinin giderek farklılaşması.

Kürt siyasal hareketinin esas gündemi, sürecin bir biçimde ilerletilmesi ve sonuçlandırılmasıdır. Buna karşılık mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan otoriter yönetime karşı olan diğer siyasal bileşenlerin ve toplumsal hareketlerin öncelikli gündemi, Recep Tayyip Erdoğan’ın çeyrek asırlık yönetimine sandıkta nasıl son verileceği.

Bu iki gündem arasındaki ayrışma her geçen gün daha derinleşiyor.

Sonbahardan itibaren iki süreç birlikte ilerleyecek. Bir tarafta Türkiye seçim sürecine girecek. Diğer tarafta ise Meclis’ten geçen çerçeve yasanın uygulanmasıyla birlikte Kürt siyasal hareketinin tarihsel fırsat olarak tanımladığı silah bırakma ve çatışmanın hukuk ve siyaset alanına taşınması süreci, bir biçimde nihai sonucuna doğru ilerleyecek.

Tam bu noktada iktidarın süreci seçimlere endeksleyerek yürütmesi ve Kürt siyasal hareketini bir açmaza sürüklemesi ihtimali devreye girebilir.

Muhalefetin önündeki sorumluluk

Bu açmazı kırabilecek olan ise derinleşen öncelikli gündemler karşısında iktidar muhaliflerinin ortaklaşabilecekleri noktaları çoğaltmalarıdır. Bunun, muhalefetin her iki kesimi açısından da öncelikli iç gündemlerden biri hâline gelmesi ve bunu başarabilme becerisinin gösterilmesi gerekiyor.

Diyarbakır, Van ve Hakkâri’nin siyasal gündemi çözüm sürecinin ilerlemesi iken; İstanbul ve İzmir’in öncelikli gündemi cumhurbaşkanı seçimini kazanmaya odaklanmış durumda.

Bu iki gündemi ortaklaştırma arayışının ağır yükü, İzmir Barometresi verilerinde de görüldüğü gibi, ana muhalefet partisi Yeni Parti üzerinde.

Yeni Parti,   bu yükü omuzlamaya ne derece cesaret ederse, Kürt siyasal hareketinin iktidarla yürüttüğü sürece yalnızca destek veren bir pozisyondan çıkarak, sürecin demokratik ve hukuki zeminde doğal sonuçlarına ve nihai hedefine ulaşmasını sağlayacak bir siyaseti netleştirmesi de o ölçüde mümkün olacaktır. Böyle bir yaklaşım aynı zamanda iktidarın Kürt hesabını da bozacaktır.

Kürt siyasal hareketi seçim sürecinde yeni Kürt sürecini diri tutmaya çalışırken, iktidarın esas hedeflerinden birini Kürtlerle muhalefet arasına duvar örmek ve Kürtleri yalnızlaştırmak üzerine kurduğu strateji ve taktikler oluşturuyor.

Bu gidişatın sonucu, Kürt siyasal hareketinin kendisine yeni ittifak zeminleri aramak zorunda kalması olabilir.

Türkiye’nin beş yıl daha otoriter bir yönetime devam etmesi biçiminde tecelli edecek bir sonuç ortaya çıktığında ise her şey için çok geç olabilir.

İzleyici olmaktan çıkmak

Bu tablo ve gerçeklik, muhalefeti iktidarın belirlediği alana hapsolan pozisyonda izleyici olmaktan çıkmaya davet ediyor.

Yeni Kürt sürecinin kesintiye uğramadan devamını sağlamak, Kürtlerin hukuk ve siyaset alanına yolculuğunun demokratik zeminde sürmesini mümkün kılacak bütüncül açılımların temellerini bugünden atmak bir zorunluluk.

Aksi hâlde 2019 yerel seçim sürecinde geliştirilen siyasetin, olası bir 2028 Nisan seçim kararının Meclis’te alınmasına bir biçimde DEM Parti’nin dâhil olması gibi gelişmelerin, iktidarın başarısızlığından çok, muhalefetin yeni Kürt süreci konusunda yaşadığı ve Birinci Cumhuriyet’in statükocu ve tekçi politikalarını değiştirmedeki başarısızlığının doğal bir sonucu olarak okunması gerekecek.

Türkiye’nin önündeki mesele artık yalnızca yeni Kürt sürecinin nasıl ilerleyeceği değil; bu sürecin demokratikleşme, hukuk ve siyaset zemininde nasıl kalıcılaştırılacağıdır.

Bunun başarılabilmesi için iktidarın attığı adımlar kadar, muhalefetin ne yaptığı ve ne yapmadığı da belirleyici olacaktır.

 

Not: Bu yazı ilk 15 Eylül 2026’da https://yeniarayis.com/yazi/firatin-dogusu-ile-batisinin-oncelikli-gundemi-farkli-22173 yayınlandı