“Yeni Parti’nin siyasal ve örgütsel inşası, yalnızca kendi kadrolarıyla sınırlı bir süreç olarak yürütülemez. İktidar tarafından dışlanan, yorulan, siyasetten uzaklaştırılmaya çalışılan demokratik muhalefet güçlerini kapsayan yeni bir anlayış geliştirilmelidir. Belediyelerde ve Meclis’te oluşan güç dengeleri, iktidarın siyasi transfer kapasitesi ve muhalefetin kırılganlıkları dikkate alınarak yeni stratejiler oluşturulmalıdır. İlk bakışta akla gelmeyen birçok yerel yönetimdeki ayrışma süreci dahi iktidar için bir fırsata dönüşebilir.”

Türkiye’de siyasal dengeler, 2024 yerel seçimleri, yalnızca iktidar partisinin uzun yıllar sonra seçimlerde ikinci parti konumuna düşmesi, bir seçim yenilgisi değil, aynı zamanda mevcut rejimin toplumsal meşruiyet alanında yaşadığı aşınmanın göstergesi oldu.
Bu tablo karşısında iktidarın, yerel seçimlerin birinci partisi ve ana muhalefet partisi CHP’yi siyasal etkisizliğe sürüklemek amacıyla yargı araçlarını kullanarak başlattığı operasyonlar yeni bir dönemin kapısını açtı.
Bu süreçte CHP içinde yeni bir siyasal oluşum ortaya çıktı. Özgür Özel’in 19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyon sonrasında başlattığı direniş hattı ve iktidarın yargı hamlelerine karşı geliştirdiği mücadele, “Yeni Parti” olarak adlandırılan yeni siyasal yapının oluşum sürecini hızlandırdı.
Ancak bu oluşumun anlamı, yalnızca CHP’den kopan yeni bir parti olarak değerlendirilmemelidir. Yeni Parti, geçmişte CHP’den ayrılarak kurulan siyasal hareketlerden farklı dinamiklerle ortaya çıkmıştır.
Yeni Parti’nin ortaya çıkışı, klasik anlamda bir parti içi ayrışmanın sonucu değildir. Elbette CHP içindeki tartışmalar ve farklı siyasal yaklaşımlar bu sürecin unsurlarından biridir. Ancak temel belirleyici faktör, Türkiye’deki rejim krizinin yarattığı siyasal zorunluluktur.
Bu anlamda Yeni Parti, yalnızca parti içi bir hesaplaşmanın değil; iktidarın muhalefeti sınırlandırma girişimleri karşısında ortaya çıkan toplumsal ve siyasal basıncın ürünüdür.
Parti kurucuları mevcut süreci resmi ve zorunlu bir kuruluş aşaması olarak tanımlıyor. Asıl siyasal kuruluşun ise Eylül-Ekim aylarında gerçekleştirilecek il ve ilçe kongreleriyle tamamlanacağı ifade ediliyor.
Yeni bir isim mi, yeni bir siyasal zemin mi?
Yeni Parti etrafındaki temel tartışma, CHP’den ayrılan bu yapının CHP’nin siyasal ekseninden uzaklaşıp uzaklaşmayacağı sorusudur.
Bu kaygının bir bölümü geçmiş deneyimlerden kaynaklanan haklı politik kaygıya dayanıyor. Diğer taraftan daha önce CHP’den koparak kurulan birçok partinin kısa sürede etkisizleştiği örnekler bulunmaktadır.
Ancak bugünkü koşullar geçmiş dönemlerden farklıdır. Yeni Parti’nin varlığı, yalnızca örgütsel bir ayrışmanın değil, Türkiye’nin içinde bulunduğu çok yönlü siyasal krizin sonucudur.
Bu nedenle asıl mesele yeni bir parti kurmak değil; yeni bir politik zemin inşa edip edememektir.
Yaklaşan seçim baskısı nedeniyle milletvekilleriyle ve istifa eden il-ilçe yönetimleriyle teknik kuruluşun gerçekleştirilmesi anlaşılabilir bir zorunluluktur. Ancak bu aşamanın kalıcı siyasal kimliğe dönüşmesi için Eylül-Ekim dönemindeki kongre sürecinin gerçek bir yenilenme sürecine çevrilmesi gerekir.
Zamanla yarışan bir mücadele
19 Mart operasyonu sonrasında Türkiye siyaseti daha sert ve daha zorlu bir döneme girmiştir.
Bu nedenle Yeni Parti’nin önündeki süreç yalnızca örgütlenme çalışması değildir. Aynı zamanda demokratik muhalefetin bütün bileşenlerini kapsayan geniş bir demokratik programatik siyasal zemini birlikte inşa edebilmesidir.
Hak, hukuk, özgürlük, eşitlik ve demokratikleşme taleplerini ortaklaştıran bir siyasal anlayış geliştirilmeden yalnızca seçim kazanma hedefiyle hareket etmek yeterli olmayacaktır.
Çünkü Türkiye’nin sorunu yalnızca iktidar değişikliği değildir. Sorun, devlet yapısından ekonomiye, hukuk sisteminden toplumsal ilişkilere kadar uzanan kapsamlı bir rejim krizidir.
Seçimi yalnızca Erdoğan karşıtlığına veya “kazanacak aday” arayışına indirgeyen siyasal stratejilerin kalıcı bir gelecek üretmesi mümkün değildir.
Yeni bir ülke ve yeni bir yaşam iddiası, toplumun dışlanan, görünmez kılınan ve sorunları çözülmeyen kesimleriyle gerçek bir siyasal bağ kurmayı gerektirir.
Yeni dönemin laboratuvarı ve özeleştirel yaklaşım yenilenme için şart
2024 yerel seçimleri sonrasında yaşanan gelişmeler, muhalefetin önündeki görevleri daha açık biçimde göstermektedir.
Yerel seçimlerde sandıkta ortaya çıkan siyasal irade, birçok belediyede yargı operasyonları ve siyasi transferlerle değiştirilmiştir.
Seçmenin ortaya koyduğu iradenin yerine, iktidar partisinin baskı araçlarıyla oluşturduğu siyasal sonuçlar geçirilmiştir.
19 Mart 2024 tarihinden bu yana DEM Parti’li belediyeler hariç sadece CHP’li 36 belediye başkanı tutuklanmış, görevden alındı. Bunlardan üçü daha sonra serbest bırakılmıştır.
Bu süreçte bir büyükşehir belediyesi, bir il belediyesi, 13 ilçe belediyesi ve iki belde belediyesinde başkanlar AK Parti’ye geçmiştir. Ayrıca tutuklanan belediye başkanlarının yerine seçilen iki başkanvekilleri de iktidar partisine katılmıştır.
Belediye meclislerindeki transferlerle birlikte değerlendirildiğinde yaklaşık bir buçuk yıllık süreçte yirmiye yakın belediyede siyasal irade değişikliği yaşanmıştır.
Bu tabloyu yalnızca iktidarın hukuk dışı uygulamalarıyla açıklamak artık yeterli değildir.
Muhalefetin de kendi iç işleyişini, aday belirleme süreçlerini, “kazanacak aday” yaklaşımını, örgütsel zayıflıklarını ve kriz dönemlerinde dayanıklılık kapasitesini sorgulaması gerekmektedir.
Toplumda iktidar partisinde farklı bir yerel yönetim anlayışının geliştirildiği algısını güçlü biçimde oluşturacak yerel yönetim pratikleri hayata geçirilememiş; aksine, sorunlu ve zafiyet içeren uygulama örneklerinin her geçen gün artması, bunu artık zorunlu hâle getirmiştir.
Özellikle uzun yıllar CHP’de görev yapmış Özlem Çerçioğlu, Burcu Köksal ve Eren Ali Bingöl gibi parti kadrolarının iktidar partisine transfer olmaları CHP geleneğinin yapısal, politik sorunlarının derinliğini göstermiş olması gerekir.
Yeni Parti’nin geçmiş yerel seçim stratejilerine ilişkin seçmene karşı özeleştirel bir yaklaşım geliştirmesi artık zorunlu bir hale gelmiştir.
Çünkü demokratik siyasetin güçlenmesi yalnızca iktidarın yanlışlarını teşhir etmekle değil, kendi eksiklerini görmekle mümkündür.
Rejim değişikliği hedefi taşıyan bir siyasal hareketin yerel seçimlerde birinci parti olması tarihsel bir fırsattır. Ancak bu fırsat, kapsamlı bir siyasal yenilenme gerçekleştirilmezse kalıcı bir dönüşüme dönüşmeyebilir.
İktidarın sorumluluğu ve yarattığı tahribat açık olmakla birlikte, muhalefetin de kendi yol haritasını yeniden değerlendirmesi gerekmektedir.
Yeni Parti’nin önündeki gerçek görev
Yeni Parti’nin siyasal ve örgütsel inşası, yalnızca kendi kadrolarıyla sınırlı bir süreç olarak yürütülemez.
İktidar tarafından dışlanan, yorulan, siyasetten uzaklaştırılmaya çalışılan demokratik muhalefet güçlerini kapsayan yeni bir anlayış geliştirilmelidir.
Belediyelerde ve Meclis’te oluşan güç dengeleri, iktidarın siyasi transfer kapasitesi ve muhalefetin kırılganlıkları dikkate alınarak yeni stratejiler oluşturulmalıdır.
İlk bakışta akla gelmeyen birçok yerel yönetimdeki ayrışma süreci dahi iktidar için bir fırsata dönüşebilir.
Son günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerinden yürütülen tartışmalar da aday belirleme siyasetini veya siyasetsizliğini yeniden değerlendirilmesi gereken bir örnek oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Yeni Parti’nin temel sınavı, yeni bir siyasal ufuk, çalışma tarzı, örgütlenme anlayışı ve politik zemin oluşturup oluşturamayacağıdır.
Not: Bu yazı ilk 04 Ağustos 2026’da https://yeniarayis.com/yazi/yeni-partinin-insasi-ve-rejim-krizi-17117 yayınlandı.