
“İktidar, otoriter yönetimini sağlamlaştırmak için artık her yolu, her şeyi aleni bir biçimde kullanıyor. Toplumsal meşruiyeti ise değersizleştiriyor. Üsküdar gaspıyla iktidar partisi, iktidarda kalmak ve kentsel rantı tek elde toplamak için gemileri yakmıştır. Artık iktidar için gerisi teferruattır. Buna PKK’nin silahsızlanması süreci de dâhil. Toplumun çok geniş bir kesiminde d iktidar partisinden hak, hukuk, özgürlük ve demokrasi beklentisi tükendi.”
Üsküdar Belediye Başkanvekili seçimi, otoriter yönetimin veya ana muhalefet partisi belediyelerine yönelik 19 Mart 2025’ten itibaren yürütülen siyasi operasyonların yeni bir merhaleye sıçraması oldu.
Üsküdar’da olan biteni özü siyasal meşruiyetin aşınması ve tahrip edilmesidir. Recep Tayyip Erdoğan tabiriyle milli irade hırsızlığının en büyüğünün siyasal çerçevesi net görüldü.
1989–1994: Niyazi Yurtseven — SHP; 1994–2004: Yılmaz Bayat — Refah Partisi/Fazilet Partisi; 2004–2024: AK Parti. Bu dönemde Mehmet Çakır, Mustafa Kara ve Hilmi Türkmen belediye başkanlığı yaptı.
Yani AK Parti, yirmi yıl sonra belediyeyi kaybetti. Sinem Dedetaş, her iki seçmenden birinin oyunu alarak seçimi kazandı.
31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP adayı Sinem Dedetaş 157.605 oy ve yüzde 49,90; AK Parti adayı Hilmi Türkmen ise 133.814 oy ve yüzde 42,37 aldı. Bu sonuç birden ortaya çıkmadı.
Son on yıl içinde kurulan her sandıkta AK Parti’nin oyunun eridiği görüldü.
Siyasal İslam’ın simgesi olan, son otuz yıldır yönettikleri ve Cumhurbaşkanı’nın da ikametgâh adresi olan Üsküdar ilçesinin Belediyesi’ni AK Parti, 2014 yerel seçimlerinde 8.626 oy farkla kazandı. 2017 anayasa referandumunda 167.748 “Evet”, 191.496 “Hayır” oyu çıktı. 2019 yerel seçimlerinde AK Parti’nin oyları yüzde 50’nin altına düştü. 2023 genel seçiminde ise yüzde 35,9’a kadar geriledi.
Seçmen iradesinin ters yüz etmek
2024 yerel seçimlerinde Üsküdar’da AK Parti’ye 23.791 oy fark atarak seçimi kazanan CHP adayı Sinem Dedetaş, yapı ruhsatı ve iskân ruhsatı verilmesi sırasında usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla 29 Temmuz 2026’da gözaltına alındı. 31 Temmuz 2026’da tutuklandı. Aynı gece İçişleri Bakanı, Sinem Dedetaş’ı görevden aldı.
5 Ağustos 2026’da yapılan ilk başkanvekili seçiminde CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya, 4. turda 22 oy alarak seçildi; AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin 18 oyda kaldı.
Ancak AK Parti’nin itirazı üzerine bu seçim yenilendi. 8 Eylül 2026’da yapılan ikinci seçimde Cumhur İttifakı’nın adayı Dündar Ziya Gültekin, 4. turda 23 oyla Üsküdar Belediye Başkanvekili seçildi. Sibel Tan Çetinkaya ise 19 oy aldı.
AK Partili Cumhur İttifakı adayı Dündar Ziya Gültekin başkanvekili seçildi.
Her ne yaşandıysa, bütün ülkenin gözleri önünde yaşandı. Bu süreçte ülke insanımızın çok büyük bir kısmı duyduklarına, gördüklerine ve yaşananlara inanmak istemedi.
Artık kimse, hukuk ve demokrasiden, özgür seçimlerden, seçmen ve millet iradesinden söz edilemez bir ülke olma yolunda son virajın da aşıldığını düşünmekte haksız sayılmaz.
Seçmen İradesi Sadece Sandığa Gitmek Değildir
Seçmenin verdiği oyun sonuçlarının seçimden sonra nasıl ve hangi yöntemlerle değiştirilebildiği; seçmen ve millet iradesine saygıyla, bağlılıkla ve seçim güvenliğiyle doğrudan ilgili konulardır.
Bunlar bir bütün olarak seçmen, millet iradesi ve demokrasi anlayışıyla, daha da ötesi, siyasal meşruiyet kapsamında ele alınması gereken konulardır.
Siyasal meşruiyet yalnızca sayısal çoğunluktan ibaret değildir. Sayısal çoğunluğun hangi yasal ve hukuksal zeminde, hangi yol, araç ve yöntemlerle sağlandığı esas belirleyici husustur.
Bu bakımdan iktidar partisi, siyasal meşruiyet zeminini bu türden siyasi operasyonlarla tahrip etmiştir.
Asıl tehlike burada gizli. Türkiye’de iktidarın seçimle el değiştirmesi fikrinin toplumun zihninde ciddi biçimde zayıflamasıdır.
Üsküdar Belediye Başkanvekili seçimi sürecinde gerçekleştirilen hukuksuz, siyasi etikten yoksun siyasi operasyon, son iki yıldır ana muhalefet partisine yönelik benzer operasyonların en aleni, göz göre göre yapılan belediye yönetimine el koyma operasyonudur.
İlk olmadığı gibi büyük olasılıkla son da olmayacaktır. İlk sonbaharda İBB Başkanvekilliği işgal operasyonu olması bekleniyor.
2024 yerel seçimleri sonrasında 70’e yakın belediye başkanı, Üsküdar Belediyesi’nde uygulanan baskı ve tehditlere benzer yöntemlerle, ağlaya ağlaya ve yüzsüzce, insanları sokağa çıkamaz duruma sürükleyerek iktidar partisine transfer edildi.
Bunların çok büyük bölümünün ana muhalefet partisini çökertme planının bir alt başlığı olarak gerçekleştirildiği kanısı, toplumun ekseriyetinin ortaklaştığı bir konu.
Asıl sorun
Bu nedenle Üsküdar sonrası sorulacak soru şudur: Seçmen iradesinin korunamadığı, yargı ve diğer devlet kurumlarının bu gerçeklik karşısında etkisiz kaldığı bir ortamda, Türkiye’nin yarınının bugünden iyi olma olasılığı gerçekten ne derece sahici bir beklentidir?
Özellikle PKK’nin silahsızlandırılması sürecinin veya negatif barış sürecinin selametle tamamlanması ve Kürt çatışmasının hukuk ve politika zeminine taşınması ya da pozitif barış aşamasına geçişin toplumsal ve siyasal zeminini inşa etmek mümkün müdür?
Bu yaşananlarla birlikte bu soru, hayati önemde bir sorun olarak her gün daha fazla toplumsal ağırlığını hissettiriyor.
İktidar partisi, yeni çözüm süreci başlangıcına kadar büyük ölçüde terör parantezine aldığı Kürt sorununda veya barış konusunda toplumun büyük bir kesimini uzak tutmayı, Kürt demokratik siyasetini Türkiye siyasetinden ve toplumsal duyarlılıktan yalıtmayı başarmıştı.
Bugün ise bunun tam tersini yapmaya çalıştığı görülüyor. Yeni çözüm sürecinde Kürt toplumsal dinamiği ile iktidar muhaliflerini birbirinden uzaklaştırma taktikleri izlediği görülüyor.
Kürtlere karşı yürütülen hukuksuz siyasi her türden operasyona karşı çeşitli neden ve bahaneyle sessiz kalmak ne derece yanlış ve ülkeyi çıkmaza sokacak bir tutumsa, bugün tersine bir tutumla demokrasi, hukuk ve siyasi irade gasplarına karşı ilgisizlik veya düşük profilli itiraz da ülkeyi büyük bir felakete sürükleyecektir.
Sorunlara bütüncül demokratik yaklaşım ile silahsızlanmanın zorunlu gerekleri arasındaki siyasal ilişkinin sağlam ve güvenli bir tarzda işletilmesi, bugün düne göre daha zaruri bir hal almıştır. Süreç yasası da bunu dayatıyor.
İktidar, otoriter yönetimini sağlamlaştırmak için artık her yolu, her şeyi aleni bir biçimde kullanıyor. Toplumsal meşruiyeti ise değersizleştiriyor.
Üsküdar gaspıyla iktidar partisi, iktidarda kalmak ve kentsel rantı tek elde toplamak için gemileri yakmıştır. Artık iktidar için gerisi teferruattır. Buna PKK’nin silahsızlanması süreci de dâhil.
Toplumun çok geniş bir kesiminde iktidar partisinden hak, hukuk, özgürlük ve demokrasi beklentisi tükendi.
Not: Bu yazı 11 Eylül 2026’da https://yeniarayis.com/yazi/uskudara-cokme-operasyonu-siyasal-mesruiyet-sorunu-21899 yayınlandı.
.