
İZMİR – Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, Türkiye ve dünyadaki tüm siyasal aktörleri şaşırtan risk ve cesaretle bir süreç inşa edildiğini belirterek, “Dizimizi dövmemek için şimdi harekete geçmemiz lazım” dedi.
Kürt meselesinin demokratik, barışçıl çözümü yönünde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tarihi çağrısıyla başlayan süreç devam ediyor. Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, süreçle birlikte atılan tarihi adıma karşın demokratik muhalefetin mevcut durumu ve gelecekte alacağı pozisyonu değerlendirdi.
Tahmaz, ikinci yüzyılda yeni anayasa yeni cumhuriyet tartışması yapılacaksa öncelikle cumhuriyetin kuruluş ideolojisinin tersine çevrilmesi gerektiğini ifade etti. Osmanlı’dan cumhuriyete çok dilli, çok etnisiteli, çok kültürlü bir bakiye kaldığını kaydeden Tahmaz, ilk yapılan anayasanın, tüm azınlıkları, farklılıkları ortadan kaldıran ve devlet kurumunun, kamu alanının dışına itmeye çalıştığını söyledi.
Abdullah Öcalan’ın çağrısının çok açık, belirgin biçimde sorunun çözümü için önce cumhuriyette Kürtlere bir yer açılması olduğunu vurgulayan Tahmaz, “Hatta Öcalan, bir anlamıyla da çatışmanın nedeninin bu kamusal alandan Kürtlerin kendi kimliğini, varlığını, haklarının tanınması mücadelesinin hukuki zeminde yasaklanması, yani Kürt inkarı üzerinden kuruyor” diye kaydetti.
‘ÇOĞULCU CUMHURİYETE YOĞUNLAŞMALIYIZ’
İktidardan çok muhalefetin ne yaptığı ve savunduğuna bakıldığında bugüne kadar gelen tekçi cumhuriyeti savunur pozisyona savrulduğuna işaret eden Tahmaz, 2000’lerin başında Türk-Kürt ortaklığı yönündeki tartışmaların yerini çoğulcu Türkiye’ye bıraktığını söyledi. Ermeniyi, Rumu, Aleviyi de kapsayan bir demokratik cumhuriyet tartışmasına dönüştüğüne vurgu yapan Tahmaz, “Laikliği savunuyoruz ama devlet laikliği değil. Cumhuriyeti savunuyoruz ama devlet cumhuriyeti değil. Tek kimlik üzerine kurduğu cumhuriyeti değil. Buraya yoğunlaşmamız gerekir” dedi.
‘ÖNCELİK YOL TEMİZLİĞİ OLMALI’
Yeni anayasa tartışmalarının anlamlı olduğunu dile getiren Tahmaz, “Ama anayasa tartışması yapabilmek için de öncelikle Türkiye’nin bir yol temizliğine ihtiyacı var. Terörle Mücadele Yasası’nın ortada durduğu, hukukun, anayasanın uygulanmadığı, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) uyulmadığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyulmadığı bir ülkede, kamu alanının tek tipleştirildiği yetkilerin merkezde toplandığı bir ülkede demokratik bir anayasa tartışması olmaz. Bu anlamda önce yol temizliğine yoğunlaşmalıyız. Eşit yurttaşlık temelinde bir anayasaya yoğunlaşmalıyız diye düşünüyorum. Öcalan, bugünkü verili siyasal, toplumsal güç açısından bu kanalı açma çabası içerisinde diye düşünüyorum. Bunun tarihsel bir fırsat olduğunu düşünüyorum” diye belirtti.
‘YENİ BİR ANAYASA TARTIŞMASI İÇİN ZEMİN YOK’
Anayasa tartışmaları için siyasal zeminin olmadığını düşündüğünü belirten Tahmaz, “Öncelikle silah bırakanların, örgütü feshedenlerin demokratik toplumsal yaşama katılımının toplumsal ve siyasal zeminini, hukuksal zeminini oluşturmak gerekir. Bu konuda her şeyden çok siyasal iktidar, çok uzakta duruyor. Hâlâ bir güvenlik parantezini kaldırmış değil Kürt sorunu üzerinde. Böyle bir ortamda anayasa tartışması yapabilmek mümkün olmadığı gibi başka riskleri de içeriyor. İktidar dışında kimsenin beğenmediği bir yasa yapıldı. Koşullu ve dünyada eşi benzeri görülmeyen bir yasa yapıldı. Hadi bakalım bunu uygulayın, bu kadarını yapın, diye bir toplumsal baskı olması gerekir. Bu konuda yasanın içeriğinden de kaynaklanan güvensizlikler de çok. Çünkü iktidarın ne kadar uyup uymayacağından kaygılı insanlar. Seçim endeksli sürece yaklaşma gündeme gelebilir” ifadelerini kullandı.
‘AYRI GÜNDEMLERLE HAREKET ETMEK SÜREÇ İÇİN RİSK’
“Ama daha büyük tehlike şu; Türkiye toplumunun gündemi ayrıştı. Türkiye’nin 3 gündemi var” diyen Tahmaz, “Tayyip Erdoğan’ın veya MHP’nin gündemi, yeniden cumhurbaşkanı olmak, 5 sene daha hükümeti bildiği tarzda yönetmek. Kürtlerin gündemi ise Diyarbakır, Van, Batman, Hakkari’nin gündemi çözüm sürecinin bir biçimde ilerlemesi ve bir rotaya girmesi. Kürt hakları, insan hakları temelli bir rotaya girmesi gündem. Ankara’nın, İstanbul’un ya da daha derli toplu söyleyeceksek diğer muhalefetin gündemi ise Erdoğan’ın bu seçimlerde nasıl gönderileceği meselesi. Hem Kürt siyaseti hem demokratik muhalefet için şunu söyleme ihtiyacı duyuyorum; bu iki ana gündemi ortak paydalarda buluşturmadan süreç risk içeriyor” dedi.
‘ABDULLAH ÖCALAN CESARETLE BİR SÜREÇ İNŞA EDİYOR’
Kürt siyasal hareketinin tarihsel bir eşikte olduğunu vurgulayan Tahmaz, “Silahlı mücadeleyi ‘ben her koşulda bırakacağım’ diyor. Bunun zeminini yaratmak için doğal olarak kendi yanında birlikte yürüyebileceği yeni müttefikler, ilişkiler kurmak durumunda. Bu, Kürt siyasetinin paradigma değişiminde, yeni bir politik zemin inşa sürecinde demokrasi güçlerinin daha da zayıflayacağı bir hal alabilir. Bu olmaz diye bir şey düşünemeyiz. Bu olabilir. Çünkü burada kritik mesele 50 yıllık silah meselesinin Kürt siyaseti açısında söylüyorum, bu işe bir son vermek. Kabul edelim ki, Türkiye ve dünyadaki tüm siyasal aktörleri şaşırtan risk ve cesaretle bir süreç inşa ediyor, Abdullah Öcalan, Kandil ya da Kürt siyaseti” diye belirtti.
‘MUHALEFET ETKİN BİR POZİSYONDA DEĞİL’
Sürecin bir kez daha bozulma durumu olamayacağını ifade eden Tahmaz, “Bir bahane üretme durumu olamaz diye düşünüyorum. Yeni bir mecra yaratma ihtiyacı doğar. Kürtler bir şey kaybeder diye yaklaşırsak, demokratik muhalefet çok yanlış yapar. Bu açıdan da demokratik muhalefetin bugünden, iktidara karşı bu kadar güvensizliğin olduğu bir ortamda sürecin demokratik bir yönde ilerlemesi için daha etkin bir pozisyona geçmesi gerekir. Şu anda sivil toplum, muhalefetin toplumsal dinamikleri bu pozisyonda değil. Bu kutuplaşma riskli. Alttan yukarıya doğru bir sivil toplum, kanaat önderleri, akademisyenleri, bu sürecin riskleri ve fırsatlarını iyi değerlendirmek gerekir” ifadelerini kullandı.
‘DİZİMİZİ DÖVMEMEK İÇİN HAREKETE GEÇMELİYİZ’
“Dizimizi dövmemek için şimdi harekete geçmemiz lazım” diyen Tahmaz, şöyle devam etti: “Eşit koşullarda yaşamak için. Kimle? Bütün farklı kimliklerle. Bunu Kürt siyasetinin üzerine yükleyip izleyerek, olabilecek tek bir şey var, o da hayal kırıklığıdır. Abdullah Öcalan, yeni çözüm sürecini başlatırken silahlı mücadeleyle sorunun çözümünün başarılamayacağını, bir yerlere gelindiğini, yeni ilişkilere, toplumsal ilişkilere çağrı yaptı. Barış ve toplumsallaşma çağrısı bence bu. Çağrıya kulak tıkamak; toplumun kendi geleceğini iktidara, cumhur ittifakına, onun insafına teslim etmek demek olacaktır.”
MA / İbrahim Açıkyer