Sürecin ikinci yılının eşiğinde aynı teraneler

17 Eylül 2026 tarihli Mezopotamya Haber Ajansı’nda Cemil Bayık’ın yayımlanan söyleşisini “Eğer süreç başarıya ulaşmazsa büyük bir savaşa da hazırız.” sözleriyle noktalaması ise “ne oluyor?” sorusunun yüksek sesle dile getirilmesine yol açtı. 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan’ın yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı sonrasında ilk kez savaş dile getirildi. Bu, hangi ihtiyaçtan veya nedenle dile getirilmiş olursa olsun, Türkiye’ye özgü bu sürecin ilerletilmesini veya bu sürecin Kürt çatışmasını siyaset ve hukuk zeminine taşımasını sıkıntıya sokan veya fazlasıyla sıkıntılı olduğuna işaret eden bir ifadedir. Öylesine edilmiş laflar olamaz, olmamalıdır.”

TBMM’de “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un kabul edilmesinin ardından toplumun çok geniş kesimleri, tarafların yasanın gereği olarak ne türden adımlar atacağını büyük bir merak ve bir o kadar da beklentiyle takip etmeye devam ediyor.

Yasanın gereği iki komisyon kurulması gerekiyor. İlki, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında,  faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi kurulu.

Bu kurul ilk toplantısını 24 Ağustos 2025 tarihinde yaptı. Kurul,  1- Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, 2- İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, 3- Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu, 4- Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu olmak üzere dört alt komisyon kurulmasına karar verdi.

İkincisi  kurul ise  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca yasa kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere TBMM İzleme Komisyonu kurulmasıdır. İzleme Komisyonu’nun, TBMM’nin 1 Ekim 2026 tarihinde yeni yasama yılının açılması sonrasında kurulması bekleniyor.

Takip ve değerlendirme üst kurulunun kurulmasına karar verdiği dört alt komisyonun kurulup kurulmadığına ve kimlerden oluşacağına dair kamuoyuna  açıklama veya bilgilendirme yapılmadı.

Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda PKK lideri Abdullah Öcalan’ın da görevlendirileceği ve bu görevini İmralı’da yerine getirebilmesi için yeni bir mekân yapıldığı bilgisi kamuoyuyla paylaşıldı.

Ancak konu, “Öcalan’a villa mı, çalışma ofisi mi yapıldı?” biçiminde kısır bir tartışmaya dönüştü. Mesele hâlâ büyük bir muamma olarak konuşuluyor. Kimi siyasi aktörlerin bu konuyu süreç karşıtlarının malzemesi hâline getirmesi ise iktidar partisinde tedirginlik yaratmışa benziyor.

Süreç kritik bir evrede. Tarafların kullandıkları her kelime, kurdukları her cümle didik didik ediliyor. Envaiçeşit yoruma, analize konu edilerek farklı sonuçlara ulaşılmaktadır. Çoğu kez de farklı önyargıların duvarına çarpıyor.

Anlaşılıyor ki sürecin ikinci yılının arifesinde olup bitenleri birçoğumuz kavrayabilmiş değiliz. Toplum olarak sürecin kıymetinin yeterince farkına varabildiğini söyleyebilmek oldukça zor.

 Taraflar, sürecin kendine özgü bir yol izlediğini kabul etmiş,  sindirmiş değiller. Buna uygun bir dil ve söylem kullanmaktan uzaklar.

Mesela, hükümet partisi yetkilileri, iki yıl içinde alınan yolun İmralı ile diyalog ve müzakereyle alındığı gerçeğini toplumdan gizlemeye devam ediyorlar. Kürt hareketi de değerler dizisi değişikliğini kendi kitlesine yalın bir dille anlatmakta imtina ediyor.

Bugüne kadar süreç konusunda görüş açıklamaktan imtina eden Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şehit Yakınları, Gazi ve Gazi Yakınlarının Kamu Kurumlarına Yerleştirilmesi Kura Töreni’nde süreci bir devlet projesi olarak yürüttüklerini ve yasanın Meclis’te 467 oyla kabul edilmesini “tarihi bir mutabakat” olarak nitelendirdi. “Terörsüz Türkiye” yolunda önemli mesafe alındığını ifade etti.

AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala ise 18 Eylül 2026 Perşembe günü gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda, “Alt kurullar alanda çalışmalara başladılar… Süreç başından beri öngördüğümüz şekilde devam ediyor. Olumsuz bir durum yok. Herkesin elinden geleni yaptığını” ifade etti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NTV özel programında PKK’nin silah bırakma kararına, simgesel silah yakma törenine ve bir çok sahayı ve mağarayı boşaltmasına rağmen somut adım atmadığı ve  SDG’nin entegrasyon için üzerine düşeni tam olarak yapması gerektiğini ifade etti.  İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 17 Eylül 2026 Perşembe günü TGRT’de katıldığı haber programında İran’da PJAK’ın da silah bırakma sürecine dahil edilmesi gerektiğini ilk kez dile getirdi.

Bunların son bir haftadır içinde Abdullah Öcalan’ın 13 Eylül 2026 tarihli görüşme sonrası yapılan açıklamada ilk kez “barış iradesinin boşlukta kalmaması, somut hukuki ve siyasal düzenlemelerle güvence altına alınması ertelenemez bir görev” biçiminde bir uyarı ifadesi kullanmasından sonra olması dikkat çekici.

Diğer taraftan feshedilen PKK’nin Mustafa Karasu, Murat Karayalçın, Duran Kalkan ve Cemil Bayık gibi eski üst düzey yöneticilerinin son bir aydır peş peşe yasayı ve sürecin yürütülmesini eleştiren sert açıklamalar yapmaları ve çok açık, net görüş ve önerilerini dillendirmeleri oldu.

TBMM tarafından yüksek oyla kabul edilen yasaya ilişkin bu itirazlar ve çekinceler yasanın uygulanmasının zorluklarına işaret edilmesiyle sınırlı değilmiş gibi görülüyor.

17 Eylül 2026 tarihli Mezopotamya Haber Ajansı’nda Cemil Bayık’ın yayımlanan söyleşisini “Eğer süreç başarıya ulaşmazsa büyük bir savaşa da hazırız.” sözleriyle noktalaması ise “ne oluyor?” sorusunun yüksek sesle dile getirilmesine yol açtı.

27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan’ın yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı sonrasında ilk kez savaş dile getirildi. Bu, hangi ihtiyaçtan veya nedenle dile getirilmiş olursa olsun, Türkiye’ye özgü bu sürecin ilerletilmesini veya bu sürecin Kürt çatışmasını siyaset ve hukuk zeminine taşımasını sıkıntıya sokan veya fazlasıyla sıkıntılı olduğuna işaret eden bir ifadedir. Öylesine edilmiş laflar olamaz, olmamalıdır.

Söyleşinin bütünü okunduğunda, yürütülen süreçte ciddi risklerle karşı karşıya kalınmasının hiç de iktidar partisi yetkililerinin ifade ettikleri kadar basit olmadığı anlaşılmaktadır.

İktidarın, toplumun değişik kesimlerinde ve silah bırakmanın eşiğinde olanlar arasında dile getirilen itirazları daha ciddi değerlendirmesi gereken bir aşamadayız. Sürecin demokratik bir anlayışla, her türden toplumsal duyarlılık ve hassasiyet gözetilerek ilerletilmesi gerekiyor. Bu, küçük hesaplara heba edilemeyecek tarihsel bir fırsat ve aynı zamanda bir zorunluluktur.

Bu saatten sonra süreçten geriye dönüşün de, süreci durdurmanın da, yavaşlatmanın da siyasal ve toplumsal bedelinin öncekilere benzemeyeceği hesaba katılmalı.

El yükseltmek için kurulan  her cümlenin,  siyasal muhataplarında nasıl etki yarattığının ötesinde, siyaseten kutuplaşmış Türkiye toplumunda ne türden sonuçlar doğurma riski taşıdığı dikkate alınması sürece pozitif katkı olur.

Not: Bu yazı ilk 22 Eylül 2026’da https://yeniarayis.com/yazi/surecin-ikinci-yilinin-esiginde-ayni-teraneler-23818 yayınladın.