Süreçte ortaklaşamayan taraflar ve belirsizlik

“İktidarın “Terörsüz Türkiye” ile sınırlı ufku, sorunun köklü çözümünden oldukça uzak bir yaklaşımı ifade ediyor. Bu yaklaşım, sorunları çözmekten çok erteleyen ve ülkeye zaman kaybettiren bir anlayışa işaret ediyor. Kürt siyasal hareketi, İmralı’da yürütülen süreç, yani PKK’nin feshi ve silahsızlandırılması ile Kürtlerin bütüncül siyasal, sosyal, kimliksel ve kültürel haklar mücadelesi arasındaki bağı kurmakta yaşadığı sorunları ve ortaya çıkan siyasal dengesizliği gidermeyi daha fazla geciktirmemelidir. Bu iki alan arasında güçlü bir siyasal köprü kurmak artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.”

Dünyanın farklı ülkelerinde, Kürt sorunu gibi köklü ve kapsamlı çatışmaların çözüme kavuşturulması, çatışmanın kaynaklarının ortadan kaldırılması, demokratik eşitlik temelinde çözümün sağlanması ve toplumsal barışın inşası hiçbir zaman bir çırpıda gerçekleşmiş değil. Birbirinden oldukça farklı barış süreçlerinin her birinde uzun yıllar boyunca yoğun çaba harcandı. Toplumlar ciddi ve farklı risklerle karşı karşıya kaldı. Sayısız siyasal zorluk, biriktirilen deneyimler ve karşılıklı özveriler sayesinde aşılabildi.

Türkiye’de de iki yılı aşkın süredir yürütülen, kendine özgü yeni çözüm sürecinde çok farklı deneyimler yaşanıyor. Son yirmi yılda Kürt sorununun çözümü, silahlı çatışmaların sona erdirilmesi ve barış arayışları konusunda kimi zaman büyük umutlar doğdu, kimi zaman ise ortalık zifiri karanlığa büründü.

Son iki yılda ise bu bağlamda alışılmışın dışında, beklenmedik ölçüde önemli ve tarihî fırsatlar ortaya çıktı; dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Türkiye’ye özgü yöntem ve süreç mimarisi, taraflarda ve toplumun farklı kesimlerinde birbirinden farklı, kimi zaman yanlış ve aceleci beklentilere, riskli tutumlara ve sert tartışmalara yol açıyor.

Sürecin mimarisi ve tarafların farklı beklentileri

TBMM’de Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un yüksek oyla kabul edilmesinin ardından, iktidar ile Kürt siyasal hareketinin farklı alanlardaki sözcülerinden gelen açıklamalar, insanların zihinlerini meşgul eden soruları daha da çoğalttı.

Burada, söz konusu yasanın Meclis’te yüksek oyla kabul edilmesinin,  bazı kesimler açısından kerhen gerçekleştiğini de akılda tutmak gerektiğini parantez içinde belirtmek isterim.

İktidar çevrelerinin etkili ve yetkili isimleri, her şeyin planlandığı gibi ve yolunda ilerlediği yönünde açıklamalar yapıyor. Kürt siyasal hareketinin yetkilileri ise iktidarın ve devletin demokratikleşme, kimlik hakları ve özgürlükler konusunda adım atma sırasının geldiğini, bu doğrultuda bir irade ortaya koyulmasının sürecin ilerlemesi açısından artık zorunlu olduğunu vurgulayan açıklamalarda bulunuyor. Bu yöndeki beklentiler oldukça yüksek bir tonda dile getiriliyor.

İktidarın, yasanın gereği olarak örgütün silahlarını teslim etmesini ve bu sürecin teyit edilmesini önceleyen bir çizgide durduğu; Kürt siyasal hareketinin ise kamuoyunca bilinmeyen ve yasada yer almayan kimi konuların yanı sıra yasaya yönelik eleştiri ve önerileri de kapsayan bazı açılımların fiilen hayata geçirilmesini sık vurgulamaları dikkat çeki.

Açık ki taraflar arasında önemli yaklaşım farklılığı bulunuyor. İki yıldır devam eden süreçte, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı silahların bırakılması ve örgütün feshedilmesi çağrısının PYD ve YPG’yi kapsayıp kapsamadığı gibi benzer tartışmalar da sıklıkla yaşanıyor.

Taraflar arasında süregelen, sürecin tasarımından kaynaklanan tartışma ve gerilimleri geride bırakacak bir ortaklaşma henüz sağlanabilmiş değil. Taraflar, temel hedefin ne olduğu konusunda asgari düzeyde bile anlaşabilmiş görünmüyor. Bu durum, toplumdaki kafa karışıklığını ve belirsizliğin yarattığı farklı kaygıları daha da artırıyor. Diğer bir ihtimal ise tarafların, kendi ihtiyaçlarını önceleyen tutumlarını koruyarak sürecin ilerletilmesi konusunda ortak bir yöntem üzerinde uzlaşmış olmaları. Ancak bunun ne ölçüde mümkün olduğu da belirsizliğini koruyor.

Terörsüz Türkiye sınırı ve demokratik çözüm beklentisi

Bugüne kadar süreç, iktidarın kullandığı “Terörsüz Türkiye” tanımıyla sınırlı bir kapsamda yürütüldü. Kürt siyasal hareketinin ve demokratik kamuoyunun beklentilerinin hiçbiri henüz karşılanmış değil. Dahası, bu beklentilerin karşılanabileceğine ilişkin iktidar tarafından kamuoyuna açık bir işaret de verilmiş değil.

Bu nedenle TBMM’de kabul edilen yasa, PKK’nin ve bir bütün olarak Kürt hareketinin silahsızlandırılması ve örgütün feshedilmesiyle sınırlı bir çerçeve çiziyor. Üstelik PKK’yi terör örgütü olarak tanımlayan yaklaşımını da sürdürüyor.

İki yıldır yürütülen süreç dikkatlice değerlendirildiğinde görülen şu: PKK lideri Abdullah Öcalan da öncelik konusunda iktidarla, en azından şimdilik, büyük ölçüde mutabık bir pozisyonda görünüyor. Başka bir ifadeyle Öcalan, yasanın ruhuna uygun biçimde hayata geçirilmesine odaklanmış durumda.

Kürt siyasal hareketinin bütün bileşenleri adına iktidarla yürütülen her türden müzakerede son sözü Öcalan söylüyor. Bu durumun, mevcut otoriter yönetimi güçlendirici sonuçlarının yanı sıra yaratacağı yeni sorunların, kırılmaların ve açmazların siyasal ve toplumsal faturasını Türkiye’nin ödemek zorunda kalacağı anlaşılıyor.

Abdullah Öcalan İmralı’da müzakere yürütürken, Kandil ve DEM Parti ise temel haklar ve özgürlükler konusunda talepkâr olmaya, kısmen de olsa sonuç almak için mücadele etmeye ve ısrarcı davranmaya dayalı bir hat belirlemiş görünüyor. Bunun ne ölçüde taktiksel, ne ölçüde stratejik bir tercih olduğunu şimdiden kestirmek oldukça zor.

Anlaşılan önümüzdeki dönem zorlu ve gerilimli geçecek. Ama silahsızlanma ve örgütün feshi konusunda geriye dönüşün imkân ve koşulları oldukça daraldı.

Üç temel sorun

Bu noktada belirleyici aktörün Abdullah Öcalan olduğu, iki yıllık süreçte ortaya çıktı. Ancak şimdiden, sürece yaklaşım farklılıklarının derinliği bir yana, önümüzde temel sorun bulunduğu da net biçimde görülüyor.

Birincisi: Bu koşullarda silahların PKK’nin kontrolünden çıktığı nasıl doğrulanabilecek mi? Yasanın öngördüğü teslim, imha ve teyit süreci nasıl işletilecek?

İkincisi: Silahlı yapının yeniden doğmasına veya başka biçimlerde ortaya çıkmasına zemin hazırlayan siyasal koşullar ortadan kaldırılabilecek mi? Böyle bir zemini ortadan kaldırmaya dönük bir yaklaşım ve plan olmaksızın, bugüne kadar harcanan emeklerin ve katlanılan bedellerin heba olması ihtimali oldukça yüksek.

Üçüncüsü: Silahsızlanma süreci ile Kürt sorununun demokratik, siyasal ve toplumsal çözümü arasında nasıl bir bağ kurulacak? Silahların bırakılmasının ardından demokratikleşme, eşit yurttaşlık, kimlik ve özgürlükler konusunda nasıl bir yol haritası izlenecek veya iktidar buna nasıl yaklaşacak belli de niyetli de değil?

Özetle, tarafların kendi içlerindeki ve birbirleri arasındaki sorunlara, çözüme bakışlarına ve sürece yaklaşımlarına ilişkin farklılıklar artık üstü örtülemeyecek bir boyuta ulaşmış durumda.

Silahsızlanmanın ötesinde bir barış perspektifi

İktidarın “Terörsüz Türkiye” ile sınırlı ufku, sorunun köklü çözümünden oldukça uzak bir yaklaşımı ifade ediyor. Bu yaklaşım, sorunları çözmekten çok erteleyen ve ülkeye zaman kaybettiren bir anlayışa işaret ediyor.

Kürt siyasal hareketi, İmralı’da yürütülen süreç, yani PKK’nin feshi ve silahsızlandırılması ile Kürtlerin bütüncül siyasal, sosyal, kimliksel ve kültürel haklar mücadelesi arasındaki bağı kurmakta yaşadığı sorunları ve ortaya çıkan siyasal dengesizliği gidermeyi daha fazla geciktirmemelidir. Bu iki alan arasında güçlü bir siyasal köprü kurmak artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.

Bu durumun yalnızca Kürt sokağındaki rahatsızlığı derinleştirmekle kalmayacağı, aynı zamanda demokratik muhalefeti zayıflatacak sonuçlar doğurabileceği de göz ardı edilmemelidir.

Not: bu yazı ilk 03 Kasım 2026 tarihinden https://yeniarayis.com/yazi/surecte-ortaklasamayan-taraflar-ve-belirsizlik-45714 yayınlandı.