“O hâlde yanıtlamamız gereken asıl soru şudur: Bu ülke nasıl, hangi politikalarla ve ne zaman bu çukura yuvarlandı? Belki de sorunlarımızın panzehiri tam da bu sorunun içinde gizli. Çocukları gerçekten korumak istiyorsak yalnızca okulun kapısını değil, toplumun tamamını sorgulamak zorundayız. Çünkü sorgulamadan çocuklar korunamaz.”

Okulun kapısına polis koymak yetmez. Asıl soruyu sormamız gerekiyor: Çocukların eline silah nasıl geçiyor? Bireysel silahlanma neden bu kadar yaygınlaşıyor?
Türkiye’de son aylarda yaşananlar, okul güvenliğini yeniden ve çok daha ciddi biçimde tartışmamız gerektiğini gösteriyor.
15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Aysel Çalık Ortaokulu’nda meydana gelen silahlı saldırı, okulların, çocukların ve öğretmenlerin güvenliğiyle birlikte çocukların silahlara erişimi meselesini de Türkiye’nin gündemine taşıdı.
Bu olayın ardından, yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde Millî Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı okul güvenliği konusunda bir protokol imzaladı ve yeni, daha sıkı önlemler açıkladı. Bu önlemler arasında okul çevresinde ve içinde ciddi güvenlik tedbirleri de bulunuyor.
Ancak eğitim döneminin henüz ikinci haftasında, 22 Eylül 2026 sabahı Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında bir başka silahlı saldırı gerçekleşti. Resmî açıklamalara göre 11 öğrenci yaralandı; bunlardan ikisinin durumunun ağır olduğu bildirildi.
Artık sormamız gereken soru şu:
Son yıllarda silaha ulaşım neden ve nasıl artıyor? Bireysel silahlanma nasıl yaygınlaşıyor ?
Amerika Birleşik Devletleri’nde uzun yıllardır tartışılan okul saldırıları ve silahlı şiddet olgusunun Türkiye’de de farklı biçimlerde karşımıza çıkması, meseleyi yalnızca okul kapısındaki güvenlik önlemleri üzerinden ele alamayacağımızı gösteriyor.
Umut Vakfı’nın basına yansıyan olaylar üzerinden hazırladığı 2025 Silahlı Şiddet Haritasına göre 2025 yılında 3.422 silahlı şiddet olayı basına yansıdı. Bu olaylarda 2.225 kişi öldü, 3.167 kişi yaralandı. Olayların 2.784’ünde ateşli silah, 638’inde ise kesici veya delici alet kullanıldığı bildirildi.
Aynı çalışmaya göre 2014-2025 döneminde basına yansıyan toplam silahlı şiddet olayı sayısı 41.420’ye ulaştı; bu olaylarda 26.029 kişi hayatını kaybetti, 38.203 kişi yaralandı.
İçişleri Bakanlığı verilerine dayanan 2025 yılı sonuçlarına göre ise 1 Ocak-31 Aralık 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen operasyonlarda 110.104 ruhsatsız silah ele geçirildi. Bunların 50.219’u tabanca, 35.724’ü av tüfeği, 22.669’u kurusıkı tabanca ve 1.492’si uzun namlulu silah olarak açıklandı. Ruhsatsız silah bulundurma, taşıma ve silah ticareti kapsamında 119.175 kişi hakkında işlem yapıldığı bildirildi.
TBMM’de 31 Temmuz 2026’da verilen bir yazılı soru önergesinde de Türkiye genelindeki ruhsatlı ve ruhsatsız silah sayısı ile ateşli silahlarla işlenen suçlara ilişkin güncel veriler İçişleri Bakanlığı’ndan istendi. Önergenin cevaplanma süresinin ise hâlen devam ettiği belirtiliyor.
Bütün bu tablo ortadayken, silahların toplumdaki yaygınlığını sorgulamadan okulları gerçekten güvenli hâle getirebilir miyiz?
Güvenlik tedbirleri elbette gereklidir. Okul giriş-çıkışlarının denetlenmesi, kamera sistemleri, ziyaretçi uygulamaları, güvenlik personeli ve okul çevresindeki denetimler önemlidir. Ancak bunların tek başına bu gidişatı durdurmaya yetmeyeceği artık daha açık biçimde görülüyor.
Manisa’da yaşanan saldırı da bize şu soruyu yeniden sorduruyor:
Daha fazla kamera, daha fazla güvenlik personeli ve daha sıkı okul girişleri, silahın okulun yakınına kadar ulaşmasını tek başına engelleyebilir mi?
Çocukların gerçekleştirdiği silahlı saldırıları yalnızca “çocuğun öfkesi”, “bireysel sorunlar” veya “okul güvenliği” başlıkları altında tartışmak eksik bir tartışmadır.
Yaygın bireysel silahlanmayı ve silah kültürünü de tartışmak zorundayız.
Silah koleksiyonculuğunun, ateşli silahların çeşitli toplumsal törenlerde kullanılmasının, düğünlerde ve asker uğurlamalarında silahla ateş edilmesinin hâlâ gündelik hayatın bir parçası olabildiği; maganda kurşunları nedeniyle insanların hayatını kaybettiği bir ülkede, silahın toplumdaki yerini sorgulamadan çocukların silahlardan korunmasını konuşamayız.
Silahın bir güç, prestij veya gelenek sembolü olarak sunulduğu kültürel kodları sorgulamadan, toplumdaki silahlanma eğilimini anlamak mümkün değil.
- yüzyılda NATO toplantısına katılan hükmet ve devlet başkanlarına altın kabzalı silah hediye eden bir Cumhurbaşkanının yönettiği bir ülkede bunları sorgulamak zor bir meseledir
Güvenli okul, yalnızca güvenlik görevlisiyle değil; silahlanmaya ve şiddet kültürüne karşı bütüncül politikalarla kurulabilir.
Bugün Türkiye’nin esas ihtiyacı, saldırı olduktan sonra önlem almakla yetinmeyen; bireysel silahlanmayı, silaha erişimi ve şiddeti normalleştiren kültürel kodları tartışmaya açan bir siyasal ve toplumsal iklim yaratmaktır.
Ama bununla da yetinmemeliyiz.
Silahın, şiddetin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel zeminlerini ortadan kaldırmaya; kendi davranışlarımızı, kullandığımız dili ve çocuklara sunduğumuz toplumsal modeli sorgulamaya hazır mıyız?
Dünyada okul güvenliği artık yalnızca fiziksel güvenlik meselesi olarak ele alınmıyor. Siyasal, sosyal, kültürel ve psikososyal boyutları olan bütüncül bir mesele olarak değerlendiriliyor.
Bu nedenle her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman ve rehber öğretmenin bulunması bir tercih değil, çocukların güvenliği açısından bir zorunluluk.
Çünkü yaşadığımız sorun aynı zamanda Türkiye’de giderek yaygınlaşan şiddet dilinin ve şiddet kültürünün bir sonucudur.
Son yıllarda okul terki ve devamsızlık, çocukların eğitimden kopması ve suça sürüklenme riskleri de birlikte değerlendirilmelidir. Eğitim politikaları yeniden ve bütünlüklü biçimde masaya yatırılmalıdır.
Çocuklarda farklı bağımlılık türlerinin yaygınlaşması ve bu sorunların daha küçük yaşlara inmesi; silahlı saldırılar, akran şiddeti, okul içi şiddet ve çocukların eğitimden kopması birbirinden bağımsız sosyal, siyasal ve kültürel sorunlar değildir.
Bunların her biri aynı toplumsal zeminin farklı sonuçları olabilir.
O hâlde yanıtlamamız gereken asıl soru şudur:
Bu ülke nasıl, hangi politikalarla ve ne zaman bu çukura yuvarlandı?
Belki de sorunlarımızın panzehiri tam da bu sorunun içinde gizli.
Çocukları gerçekten korumak istiyorsak yalnızca okulun kapısını değil, toplumun tamamını sorgulamak zorundayız.
Çünkü sorgulamadan çocuklar korunamaz.
Not: Bu yazı ilk 25 Eylül 2026 tarihinde https://yeniarayis.com/yazi/bireysel-silahlanmayi-ve-silah-kulturunu-sorgulamadan-cocuklar-korunamaz-25866 yayınlandı