
AK Parti’nin ise artık bu sorunları yönetebilecek siyasi ve toplumsal kapasitesinin giderek zayıfladığı görülüyor. Krizleri yönetmeyi bir yana bırakalım, gündelik idareyi sürdürmekte bile zorlanan bir iktidar görüntüsü ortaya çıkıyor. Ancak muhalefetin kendi sorunlarını aşamaması ve topluma güçlü bir alternatif sunamaması nedeniyle AK Parti, bütün bu yıpranmaya rağmen iktidar koltuğundan henüz indirilemiyor.”
AK Parti’nin 2024 seçimleriyle başlayan irtifa kaybı sürüyor. Bu siyasi irtifa kaybı; güç, seçmen desteği ve halk nezdindeki prestij gibi alanların tamamında kendisini gösteriyor. İktidarın kendini tükettiği görüyoruz.
Fon soygunu sonrasında partili birçok kişinin değişik mecralarda “Seçimleri kaybederiz” şeklindeki sözleri, parti içindeki telaşı gözler önüne seriyor. Kimleri şimdilerde fon soygunun açığa çıkmasını parti için klikler arası çatışma, yarılma olduğu hikayesi anlatıyorlar.
AK Parti iktidarı döneminde daha önce hiç yolsuzluk yaşanmamış gibi bu kez tepki gösterenler toplumun hafızasıyla alay ediyorlar.
25 yıllık iktidarları döneminde yolsuzlukla suçlanan ve haklarında ciddi iddialar ve deliller ortaya konulan partililer, bakanlar ve bürokratlar hakkında kapsamlı adli veya idari süreçler yürütülmüş gibi, bugün aynı yöntemin uygulanması gerektiğini vaaz ediyorlar.
İktidar katında dönen çarkı ve sistemi kavrayabilmek için geçmişte yaşanan bazı olayları hatırlamakta yarar var.
17–25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturması
Reza Zarrab’ın merkezinde olduğu soruşturmada dönemin dört bakanının yanı sıra Bilal Erdoğan’ın da adı kamuoyunda gündeme geldi. Olay, AK Parti hükümeti döneminin en büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarından biri olarak kamuoyuna yansıdı.
Dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın isimleri soruşturma kapsamında gündeme geldi. Dört bakan da süreç içerisinde görevlerinden ayrıldı.
Ancak TBMM Soruşturma Komisyonu, çoğunluk oyuyla dört eski bakanın Yüce Divan’a gönderilmemesine karar verdi.
Deniz Feneri Dosyası
Bir başka önemli dosya ise Deniz Feneri soruşturmasıydı.
2008 yılında dönemin RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman hakkında bağış paralarının usulsüz kullanılması ve belgelerde sahtecilik gibi suçlamalar gündeme geldi.
Soruşturma sırasında yardım paralarının AK Parti’ye aktarıldığı yönünde iddialar da kamuoyuna yansıdı.
İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi 2015 yılında Zekeriya Karaman’ın beraatine, Zahid Akman bakımından ise bazı suçlamaların zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verdi. Davadaki sanıklardan hiçbiri hapis cezası almadı.
Şaban Dişli Olayı
2008 yılında dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sakarya Milletvekili Şaban Dişli, Silivri’deki bir arsanın imar durumunun değiştirilmesi karşılığında 1 milyon dolar iş takipçiliği ücreti istediği iddiasıyla gündeme geldi.
Dişli, AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etti. Ancak daha sonra yürütülen soruşturmada Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
Ruhsar Pekcan vakası
2021 yılında dönemin Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın eşi Hasan Pekcan ile bağlantılı bir şirketten Ticaret Bakanlığı’na dezenfektan alımı yapıldığı ortaya çıktı.
Ticaret Bakanlığı, 507 bin 880 TL’lik alımın piyasa fiyatlarının altında ve usulüne uygun yapıldığını savundu. Basında ise toplam alım tutarının 9 milyon TL olduğu yönünde haberler yer aldı.
Bakan Ruhsar Pekcan kısa süre sonra görevinden alındı ama o kadar.
Zehra Taşkesenlioğlu vakası
2022 yılında Sedat Peker’in açıklamalarıyla AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, eşi Ünsal Ban ve eski SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun isimleri yolsuzluk iddialarıyla birlikte gündeme geldi.
İş insanı Mine Tozlu Sineren’in de adının geçtiği suçlama ve soruşturma süreci günlerce kamuoyunun gündeminde kaldı. Bir sonuç üretmedi.
AK Partili Belediyeler ve Yolsuzluk İddiaları
25 yıllık dönemde AK Parti’nin yönettiği belediyelerde de çok sayıda ihale, rüşvet, görevi kötüye kullanma, imar yolsuzluğu ve usulsüzlük iddiası gündeme geldi. Sayıştay raporları hazırlandı, çeşitli suç duyuruları yapıldı ve soruşturmalar açıldı.
Ancak bu iddialar karşısında, çeyrek asırlık dönem içerisinde yalnızca birkaç ilçe veya belde belediye başkanı siyasi ve hukuki süreçlerin hedefi oldu. Büyük çoğunluğu hakkında ise kamuoyunun beklediği ölçekte bir sonuç ortaya çıkmadı.
Bu konuda en çok konuşulan isimlerden biri, 2001–2017 yılları arasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Melih Gökçek oldu. Gökçek hakkında yıllar boyunca çok sayıda yolsuzluk ve usulsüzlük iddiası gündeme getirildi. Son dönemde mal varlığının yurt dışına kaçırıldığı iddiasıyla ilgili yeni bir soruşturma başlatıldığı da kamuoyuna yansıdı.
Şimdi suçlu aranıyor
Bunlara benzer onlarca vaka hatırlatılabilir. Patlayan Merkez Hakem Kurulu lağımı bunlardan bağımsız değil, her şeyin fotoğrafı. Lüzumu yok. Bütün bu olup bitene rağmen bugün birileri, fon skandalının arkasında ABD ve İsrail kaynaklı bir darbe girişimi olduğunu ileri sürecek kadar toplumun aklıyla oynamaya cesaret edebiliyor. Ya da sistemin yalnızca “revize edilmesi” gerektiğinden söz ediyorlar.
Oysa mesele birkaç kişinin yaptığı usulsüzlükten ibaret değil. Asıl mesele, yıllar içinde oluşan siyasi ve ekonomik sistemin kendisi.
AK Parti’nin parti-devleti yaratma süreci; kurumların zayıflatılması, denetimin etkisizleştirilmesi ve “AK Parti yaptıysa olur” anlayışının giderek yaygınlaşmasıyla birlikte, kuralsızlığın egemen olduğu bir siyasal ve ekonomik düzen oluşturdu.
Şimdi AK Parti’nin, ortaya çıkan eserin sonuçlardan iftihar edeceği yerden şikâyet ediyor ve suçlu arıyor görüntüsü vermesi dikkat çekiyor
Yolsuzluk çarkı sürdürülemez halde
İktidarın yıllar içinde oluşturduğu yolsuzluk düzeni ve bunun ürettiği sorunlar artık sürdürülemez hale gelmiş görünüyor.
Küresel kapitalist piyasa sistemi, AK Parti yönetiminin kendine özgü ekonomik ve siyasi kaçaklarını artık eskisi kadar kolay tolere etmiyor. Fon skandalı da bu açıdan yalnızca tekil bir olay olarak değil, sistemde biriken sorunların dışa vurumu olarak değerlendirilebilir.
Krizi ortaya çıkaran ve büyüten koşulların önemli bir bölümünü de AK Parti yönetiminin kendi uygulamalarında aramak gerekiyor.
Bıçak kemiğe dayanmış durumda. Ekonomik sistem artık bu tür kaçakları kaldırmakta zorlanıyor.
Seçmen de bunun giderek daha fazla farkına varıyor. Sorguluyor, tepki gösteriyor ve çözüm istiyor.
AK Parti’nin ise artık bu sorunları yönetebilecek siyasi ve toplumsal kapasitesinin giderek zayıfladığı görülüyor.
Krizleri yönetmeyi bir yana bırakalım, gündelik idareyi sürdürmekte bile zorlanan bir iktidar görüntüsü ortaya çıkıyor.
Ancak muhalefetin kendi sorunlarını aşamaması ve topluma güçlü bir alternatif sunamaması nedeniyle AK Parti, bütün bu yıpranmaya rağmen iktidar koltuğundan henüz indirilemiyor.
Asıl soru da burada düğümleniyor:
AK Parti’nin yarattığı sistem kendi ağırlığı altında çökerken, seçmen bu düzenin yerine nasıl bir alternatif koyacak. Belirsizlik burada.
Not: Bu yazı ilk 6 Ekim 2026 tarihinde https://yeniarayis.com/yazi/kendini-tuketen-iktidar-yolsuzluk-duzenin-surdurulemez-hali-31668 yayınlandı.