
“İktidar partisinin Recep Tayyip Erdoğan’ı yeniden cumhurbaşkanı adayı yapma planının payandası olmak, demokratik muhalefet saflarını terk etme yolculuğunu başlatmak anlamına geleceği gerçeğini hiçbir şey gizleyemez, örtemez. Bu tablo karşısında tarih, iktidarın ne yaptığından daha çok demokratik muhalefetin ne yapmadığını da yazacaktır. İktidarın otoriterliği, demokratik muhalefet veya Kürt siyasetine bütün pisliklerin, toplumu çürüten siyaset tarzını veya algı operasyonlarını mazur göstermeye yetmez.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 28. Dönem 5. Yasama Yılı çalışmalarına dün başladı. Yeni yasama yılının olağan bir çalışma dönemi olmayacağı şimdiden aşikâr.
Güncel fon soygunu tartışması ve rutin Meclis çalışmaları bir yana bırakıldığında, PKK’nin silahsızlandırılması ve çözüm süreci ile seçimlerin ne zaman yapılacağı konuları, bu dönemin çalışmalarına damgasını vuracak iki temel başlık olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlarının birçoğunun kilidini açabilecek bu iki alanda TBMM’nin sergileyeceği tutum ve göstereceği performans belirleyici olacak.
Çözüm sürecinin Meclis’e taşınması
İktidar partisinin barış, demokrasi, hak ve özgürlükler gibi kavramları ağzına almamakta direndiği, yaklaşık iki yıldır kapalı devre yürütülen PKK’nin silahsızlandırılması sürecine kamuoyunun büyük çoğunluğu, bir biçimde TBMM bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları sırasında dâhil oldu.
Komisyonun 21 toplantıda 137 kurum, kuruluş ve kişinin görüş ve önerilerini dinlemesi, aynı zamanda farklı siyasal ve toplumsal kesimlerin tartışmalara katılım süreci olarak işledi. Bu süreç, barış, demokrasi ve çözüm arayışlarının toplumsallaşmasına, toplumsal duyarlılıkların gelişmesine ve değişmesine hizmet etti.
Kısacası Meclis komisyonunun çalışmaları, özellikle medya aracılığıyla konunun yurttaşların gündemine taşınmasını ve kamuoyunun bilgilendirilmesini sağladı.
Yasanın kabulü ve oluşan güvensizliği artırdı
Daha sonra, 10 Ağustos 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesi, süreç konusunda toplumda tam tersi bir algının oluşmasına yol açtı.
Önergeye imza veren, öneriyi hazırlayan milletvekillerinin ve parti yöneticilerinin dahi metni önceden görmeden, incelemeden ve tartışmadan imzalamış olmaları, önergenin toplumda olumlu bir etki yaratmasını da güçleştiriyor.
Birçok farklı toplumsal kesimde yasayla birlikte belirginleşen kötümserlik, yasanın içeriği kadar yasalaşma sürecinde izlenen yöntemle de doğrudan ilişkili olsa gerek.
Yasanın nasıl uygulanacağı konusu ise hâlâ büyük bir muamma.
7595 sayılı Yasa’nın 7. maddesinin 5. fıkrası gereği, TBMM’de kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere bir İzleme Komisyonu kurulması gerekiyor.
TBMM’nin, yeni yasama dönemindeki en öncelikli görevlerinden biri bu komisyonu kurmak olmalı; komisyonun oluşturulması ertelenemez görevlerden biri olarak ele alınmalı.
Ancak bu komisyon, Meclis’in diğer komisyonlarının kuruluşu gibi ele alınıp değerlendirilerek oluşturulamaz.
İzleme Komisyonu sıradan bir Meclis komisyonu olmamalı
Meclis Başkanının çağrısıyla kurulacak bu komisyon, Anayasa veya TBMM İçtüzüğü’nde açıkça tanımlanmış daimi ya da geçici ihtisas komisyonlarından biri değildir. Bu komisyonların görev alanları ve çalışma usulleri kanunlar ve Meclis İçtüzüğü ile belirlenmiştir.
Kanun teklifinde yer verilen komisyon ise sui generis; yani klasik ihtisas, araştırma veya tali komisyonlardan farklı olarak kendine özgü usul, yetki ve kuruluş amaçlarına sahip bir yapıdır.
Bu özelliğiyle kurulacak komisyon, geçmişte oluşturulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu, İçtüzük Uzlaşma Komisyonu ya da süreç için oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na benzemektedir.
Hatırlanacağı üzere, Anayasa Uzlaşma Komisyonu ve Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına sivil toplum örgütlerinin katılımı sağlanmıştı.
Çatışma çözümü, barış inşası ve demokratikleşme alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının İzleme Komisyonu çalışmalarına anlamlı ve etkin yöntemlerle katılımı mutlaka sağlanmalı.
Bu katılım, hak temelli yasal düzenlemelerin geliştirilmesine, demokratikleşmeye, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine ve sürecin toplum tarafından sahiplenilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.
Komisyon raporu Meclis’te görüşülmeli
Bir diğer konu, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun TBMM’de görüşülmesinin ivedilikle sağlanmasıdır.
Raporun 6. ve 7. maddeleri kapsamında, silahsızlanma sürecinin kalıcı barışa dönüşmesini sağlayacak yasal ve anayasal düzenlemelerin yapılması; Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ile uluslararası sözleşmelerin hükümlerinin gereğinin yerine getirilmesi konusunda yürütmeye ve kamunun diğer kurumlarına açık ve net çağrı yapılmalıdır.
Bu, barışın yol haritasının oluşturulması yükünün yasama organı tarafından omuzlanması anlamına gelecek bir irade ve sahiplenme olacaktır.
Seçim tartışması Meclis için bir turnusol
Diğer taraftan, siyasi krizin ve toplumsal-siyasal kutuplaşmanın derinleştiği bir dönemde, iktidar partisinin seçim hazırlıkları kapsamında özgürlükler ve haklar alanında yoğunlaşan operasyonlarla birlikte gündeme getirdiği cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi planı da TBMM’deki bütün partiler ve tek tek milletvekilleri için daha çok da Kürt siyaseti için bir turnusol kâğıdı işlevi göreceğe benziyor.
Çözüm sürecinin, otoriter yönetimin devamını garanti altına alma amacı gözetilerek veya esas alınarak yürütüldüğüne ilişkin haklı iddiaların ve güvensizliğin netleşeceği an, tam da seçimlerin yenilenmesi tartışması dönemi olacaktır.
Bu süreçte, hangi gerekçeyle olursa olsun, otoriter yönetimin hukuksuzlukların ve yasaların boşluklarının yarattığı imkânlardan yararlanarak iktidarını uzatmasının bahanesine rıza göstermek; seçimlerin yenilenmesi kararına kerhen de olsa onay vermek, Türkiye krizinin derinleşmesine ve demokratikleşme karşıtı ateşe odun taşımak anlamına gelecektir.
İktidarın, siyasi transferlerin yanı sıra çözüm sürecinin yüzü suyu hürmetine Meclis’teki Kürt milletvekillerinin seçimlerin yenilenmesine ve dolayısıyla Erdoğan’ın bir kez daha aday olmasına oy vermelerine güvendiği anlaşılmaktadır.
Meclis’in, iktidar partisi yetkililerinin son günlerde çok sık dile getirdikleri seçimlerin yenilenmesi beklentisine karşı alacağı tutum, Meclis’in tarihsel rolü açısından belirleyici olacaktır.
Tarih, Meclis’in ne yaptığı kadar ne yapmadığını da yazacak
İki yıldır ağır aksak yürütülen PKK’nin silahsızlandırılması sürecinde birçok açıdan sürpriz sayılabilecek pozitif gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, otoriterliğini derinleştiren ve hukuksuzluğu zirveye taşıyan bir iktidar partisinin çözüm sürecinin devamı için hak ve özgürlüklerden söz etmesi artık anlamını yitiriyor. Böyle bir yaklaşım hiçbir gelecek ufku içermiyor.
İktidar partisinin Recep Tayyip Erdoğan’ı yeniden cumhurbaşkanı adayı yapma planının payandası olmak, demokratik muhalefet saflarını terk etme yolculuğunu başlatmak anlamına geleceği gerçeğini hiçbir şey gizleyemez, örtemez.
Bu tablo karşısında tarih, iktidarın ne yaptığından daha çok demokratik muhalefetin ne yapmadığını da yazacaktır.
İktidarın otoriterliği, demokratik muhalefet veya Kürt siyasetine bütün pisliklerin, toplumu çürüten siyaset tarzını veya algı operasyonlarını mazur göstermeye yetmez.
Not: Bu yazı ilk 2 Ekim 2026 tarihinde https://yeniarayis.com/yazi/tbmmnin-iki-sinavi-cozum-sureci-ve-secimler-29773 yayınlandı.