
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun iflah olmaz bir noktaya savrulduğunu gösteren ama bu güne kadar gözlerden kaçan bir konuda devir teslim töreninde Özgür Özel’e yolsuzluk işlerine bulaşan isimlerin listesini verdiğim demesi de, “ben dokunulmazlığımın kaldırılmasını isterdim” sözü de Türkiye’nin yakın siyasi gelecekte ne türden sorunlara gebe olduğunun işaretidir.”
20 Haziran’da Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV ekranlarında yaptığı açıklamalar, ilk bakışta CHP içindeki liderlik ve kurultay tartışmalarına ilişkin görünüyor. Ancak esasen bize bir Kemal Kılıçdaroğlu fotoğrafı çeken bir söyleşi.
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının merkezinde, iktidar partisi ağzıyla “mutlak butlan”, “kayyum tehlikesi”, “arınma”, “yolsuzluk suçlaması”, “parti içi meşruiyet” tartışmaları ve muhalefetin dizayn edilmesi, etkisizleştirilmesi konuları var. Meseleyi iktidarın tanımıyla salt parti içi mesele olarak sunma gayreti göstermiştir.
Bu yönüyle, hayatında bir kez, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP’ye oy vermiş bir seçmen olarak mevzunun bu boyutuna ilişkin bir şey söylemek abes olurdu.
Ancak sorunun bu kadar basit olmadığının ortada olduğu ve başkalarına da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy verilmesi gerektiğini tenkit etmemin bir gereği olarak sessiz kalamazdım. Kendime saygının ve siyasi tutarlılığın zorunlu gereği olarak, Kemal Kılıçdaroğlu’nun gazetecilerin sorularına verdiği her yanıtın çelişkilerle dolu, kendi acizliğini sergileyen, ifşa niteliğindeki sözlerinin bazılarını analiz etmem bir zorunluluktur.
Bu zorunluluğu ağırlaştıran mesele ise oğlum gibi hayatında ilk kez oy kullanan genç insanların çeşitli uyarılarını gerektiği gibi dikkate almamam ve hatta bir ölçüde sert tartışmalara vesile olmamdır.
Ortada salt bir CHP sorunu/krizi değil, daha derin bir sorun var. Türkiye’nin merkez sol siyaseti ve parti olarak CHP, seçmeniyle uzun yıllardır kurduğu bağı ciddi ölçüde zayıflatmış ve sarsmıştır.
CHP’nin tek adamcı otoriter yönetimine ve faşizan uygulamalarına muhalefet edenlerin merkez odağı olma özelliğini yitirmesine ve bir boşluk oluşmasına yol açma ihtimali belirdi.
Kemal Kılıçdaroğlu, söyleşide sürekli partinin ahlaki temizliği ve kurumsal bütünlüğü üzerinde dururken, kendi siyasal kişiliğindeki bozukluğu, partililiğin yozlaşmasının derinliğini su yüzüne çıkardı.
AK Parti ve MHP çevresinde bile çok sayıda siyasetçi ve akademisyen, CHP’ye yapılan operasyonları ve açılan davaları siyasi davalar olarak tanımlarken, Kılıçdaroğlu iktidar partisinin lideri veya yöneticileri gibi “siyasi dava değil” tanımlaması yapabilmiştir.
Hatta mutlak butlan davası siyasi ama kararın kendisi siyasi değil tanımlaması yapmak suretiyle nasıl bir çıkmaz sokakta olduğunu sergilemiş ve gülünç duruma düşmüştür.
Türkiye’de görülmemiş ölçüde siyasallaşmış yargı döneminde iktidarın iddianamelerine yaslanarak partili belediye yöneticilerini suçlamak ancak ahlaki ve siyasi çöküş olabilir.
Hukukun abecesi olan “masumiyet karinesini” ayaklar altına almanın ülkeyi sürükleyebileceği uçurumun farkında olmamak siyasi körlük veya siyasi tercihtir.
Tunç Soyer ve kooperatif davası
Önceki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve arkadaşlarının, bir hafta sonra, 1 Temmuz’da bir yıldır “kooperatif davasında” tutuklu olmaları ve bir dosyadan tahliye olurlarken bir başkasından tutuklanmaları da mı siyasi değil?
Son günlerde kendime sık sık soruyorum: Kılıçdaroğlu ne zamandan beri bu derece kötü bir insan oldu? Bunun yanıtını hâlâ bulamadım.
13 yıl yönettiğiniz partide bir kez dahi yanlış yapmayan bir dahi olduğu fark edilmemiş gibi davranıyor ve insanları kendinden nefret ettiriyor.
Dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet oyu vermeniz konusunda pişman olmadığınızı anladık. Peki, 15 Temmuz darbe girişimini kontrollü darbe diye tanımlamanıza rağmen iktidarın Yenikapı mitingine katılmanızı hâlâ izah etmiyor olmanın bir izahı var mı?
Bunlar ve “dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda pişman değilim” sözleri, statükocu devletçi reflekslerinin hâlâ sürdüğünü göstermektedir. Partinin de devletin de değişimine ayak diretiyor.
Söyleşide sık sık ahlaktan söz ediyorsunuz ama siz sanırım bu ülke insanını karınca hafızalı sanıyorsunuz. Cumhurbaşkanı seçimlerinin ikinci turunda ırkçı, göçmen karşıtı, Kürt hakları düşmanı bir parti başkanıyla ve parti yöneticilerinden bile gizli anlaşmalar yapıp güvenlik bürokrasisini nasıl pazarladığınızı insanların unutmasını bekleyecek kadar aciz ve koltuk hırsına kapılmış bir insanın, “hiç kimse benim ahlakımı sorgulamaz” sözleri çok şey anlatıyor. Kendini dokunulmaz sanıyor.
Ahlak söylemi ve siyasi hafıza
Söyleşide Kemal Kılıçdaroğlu, “Benden neden korkuyorlar?” diye sormuşsunuz. İşte bu türden gizli işler ve kirli pazarlıklar insanları korkutuyor, yoruyor ve uzaklaştırıyor.
2023 seçim yenilgisinin siyasal sorumluluğunu hâlâ üstlenmeyen, seçmenin yaşadığı büyük hayal kırıklığını gidermek için en küçük bir özeleştiri dahi yapmayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün ahlak ve arınma üzerine uzun nutuklar atması dikkat çekicidir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu’nu MHP ile ortak aday gösteren, ardından da seçmene “tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” diyebilecek kadar kendisini sorgulanamaz bir siyasal otorite olarak gören bir siyasetçinin, öncelikle kendi siyasi pratiğiyle yüzleşmesi gerekir.
Üstelik emeklilik döneminde dahi çok sayıda koruma eşliğinde dolaşan, birden fazla çalışma ofisini kullanan ve siyasetin sunduğu ayrıcalıklardan yararlanmaya devam eden bir ismin, ahlak kavramını başkalarına yöneltmeden önce dönüp kendi siciline bakması açmazını gösterecektir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun iflah olmaz bir noktaya savrulduğunu gösteren, ancak bugüne kadar gözlerden kaçan bir konuda, devir teslim töreninde Özgür Özel’e “yolsuzluk işlerine bulaşan isimlerin listesini verdim” demesi de, “ben dokunulmazlığımın kaldırılmasını isterdim” sözü de Türkiye’nin yakın siyasi gelecekte ne tür sorunlara gebe olduğunun işaretidir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun iflah olmaz bir noktaya savrulduğunu gösteren ama bu güne kadar gözlerden kaçan bir konuda devir teslim töreninde Özgür Özel’e yolsuzluk işlerine bulaşan isimlerin listesini verdiğim demesi de, “ben dokunulmazlığımın kaldırılmasını isterdim” sözü de Türkiye’nin yakın siyasi gelecekte ne türden sorunlara gebe olduğunun işaretidir.
Siyasallaşmış yargı düzeninde dokunulmazlıkların kaldırılması, muhalefetin yargı eliyle tasfiye edilmesi ve iktidarın bloğunun 2028 seçim stratejisinin hayata geçirmesi anlamına gelecektir. Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu’ndan yeni bir Doğu Perinçek yaratmayı başarmış olacak.
Not: Bu yazı ilk 23 Haziran 2026’da https://yeniarayis.com/yazi/kilicdaroglunun-soylesisi-chp-krizinin-otesi-15583 yayınlandı.