Cemil Tugay vakası ve ana muhalefetin siyasal dokusu

“Siyasi rakiplerin yeterince tanımayanlar, kendi partilerinin adaylarını da yeterince tanımıyor olabilirler mi? “Kazanacak aday” ambalajıyla sunulan isimler üzerinden, kentsel rantın paylaşımının başka bir biçimi mi sergileniyor? Son iki yıldır seçilmişler konusunda ortaya çıkan zaaflar, sorunlar bütün partiler için radikal bir sorgulamayı, muhasebeyi dayatıyor.”

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye transferini salt günlük aktüel sorunlara, ihtiyaçlara ve tepkilere hapsederek tartışmak yanlış bir yaklaşımdır. Konu, Türk ana akım siyasetinin Cumhuriyet’in kuruluşundan gelen yapısal sorunlarını gündeme getirmeyi dayatan bir muhtevada.

Bu sorunların başında, Cumhuriyet’in kurucu partisi ve ideolojik taşıyıcısı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin veya aynı gelenekten türeyen bütün partilerin yaklaşık bir asırdır evrensel sosyal demokrat bir parti kimliğini bir türlü tam anlamıyla kazanamamasıyla ilgili yapısal sorunlar gelmektedir.

Cemil Tugay, 2010 yılında CHP’ye üye olmuş, partinin İzmir Karşıyaka ilçe ve İzmir il yönetimlerinin çeşitli kademelerinde görev yapmış. 2019 yılından itibaren Karşıyaka Belediye Başkanlığı görevinden sonra, 31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimlerde 1.292.118 oyla %48,97 oy oranıyla seçildi.

Bu tablo, konuyu baskı, ihanet, hatta seçmen iradesinin gasp edilmesi gibi dar sınırlar içerisinde tartışmanın ve sorgulamanın ötesine geçmeyi zorunlu kılıyor.

Daha da ötesi, 31 Mart 2024 seçimleri sonrasında iki büyükşehir, bir il olmak üzere toplam 38 belediye başkanının salt korktukları için iktidar partisine geçtiklerini söyleyebilmek, ana muhalefet partisinin yapısal sorunlarını hafife almaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve aynı tarihsel gelenekten türeyen siyasi partilerin bir asırdır tam anlamıyla evrensel sosyal demokrat bir parti olmaması meselesi işin esasını oluşturuyor.

Kurucu devlet kimliğinden evrensel sosyal demokrasiye geçememek

CHP’de 1960’lardan itibaren demokratik sol, sosyal demokrasi, emek hakları ve sosyal adalet yönelimleri baş gösterdi. Ancak bunlar, partinin devlet kurucu kimliğiyle, örgütsel yapısıyla ve toplumsal tabanıyla sürekli birbirini çelen, çatışan, tekçi ve merkeziyetçi bir mahiyette sürdü.

Devlet kurucu ve ulusal modernleşmeyi taşımaktan çıkıp farklı toplumsal sınıfları, halkları temsil eden, çoğulcu demokrasiyi içselleştiren ve iktidarı sınırlandırmayı da savunan bir sosyal demokrat geleneğe hiçbir zaman dönüşmedi.

Evrensel sosyal demokrasi, toplumun bütün kesimlerine hitap edebilse de emek-sermaye ilişkileri karşısında belirli bir siyasi yönelime sahiptir. Emekçilerin örgütlenmesi, sosyal hakların genişletilmesi, gelir eşitsizliklerinin azaltılması ve ekonomik gücün demokratik yollarla sınırlandırılması bu yönelimin temel unsurlarıdır.

Devletin tekçi, merkeziyetçi kurucu kimliği, CHP geleneğinin temel tarihsel çelişkisidir. Toplumun devlet tarafından dönüştürülmesi anlayışından toplumun demokratik örgütlenmesi yoluyla dönüşüm anlayışına geçiş sağlanamadı.

Türkiye’nin tarihsel koşullarında millî birlik, devletin bütünlüğü ve güvenlik meseleleri, farklı kimliklerin tanınması ve siyasi hakların genişletilmesi meselesi her daim çatışmalı, statükocu bir yaklaşımla ele alınmıştır. Çoğulcu demokrasi ile vesayetçi siyaset anlayışı arasındaki tarihsel gerilime son verilemedi.

CHP geleneğinden gelen bütün partiler, siyasal, sosyal, sınıfsal ve kültürel bu gerilim ve çatışma süreçlerinde hep devletin kurucu olma özelliklerini tercih etti. Kemalizm ile sosyal demokrasinin evrensel değerlerine geçişin sağlanamamış olmasıdır.

Bu anlamda, parti gibi parti olma hürriyetlerine hiçbir zaman kavuşamadan, toplumun statükocu bir alanına seslenen klasik parti gibi parti olma hürriyetini kazanamayan irice bir topluluk olarak Türk siyasetinde yer işgal etmeyi sürdürüyor.

Yeni Parti de büyük ölçüde bu noktada. Bu durumu aşılması için beliren siyasal ve toplumsal ihtiyaçların ne derece kavrandığını ve görüldüğünü kesin bir biçimde söylemek için henüz erken.

İktidarın ana muhalefete karşı geliştirdiği siyaseti ve operasyonları geleneksel siyasal refleksle, güncel ihtiyaç ve tartışma gibi dar bir alana sıkıştırarak alternatif arayışlara yönelmek, geleceğe dair pozitif bir işaret sunmuyor.

Muhalefet belediyelerine yönelik yargı eliyle sürdürülen operasyonlarının ve “siyasal süpürme hareketinin” oturduğu siyasal zeminin, iktidarı sürdürme kaygısı ve kentsel ranta duyulan aşırı ihtiyaç olduğu gerçeği karşısında, Cumhuriyet’in kurucu partisi olmanın yapısal sorunlarını aşmaya yönelik bütünlüklü bir siyaset üretmeden ve hayata geçirmeden   otokratik yönetimi değiştirmek   mümkün gözükmüyor.

İktidarın tercih ettiği veya sürüklediği siyasal zeminde rekabet edebilmek, Cumhuriyet’in kurucu partisinin geleneği açısından, değişen toplum sosyolojisi, sınıfsal ilişkiler ve bölgesel-küresel dinamikler dikkate alındığında, ana muhalefetin yerinde saymasının ötesine geçmesi pek mümkün değil.

Bu durum muhalefet siyasetini o derece dar bir alana hapsetmiş ve gözleri kör etmiş ki İzmir seçmeninin siyasal ve sosyal gerçekliğine dahi ciddiyetle yaklaşılmıyor.

Son yerel seçimlerde iktidar partisinin 977.895 oyla %37,06’ya ulaşmasını ve Ege Bölgesi’ndeki seçmenin sosyal ve siyasal geçişkenliğinin Türkiye ortalamasından yüksek ve hızlı olduğunu dikkate almayan bir değerlendirmenin iktidarın işlerini kolaylaştırdığı unutuluyor.

Ana muhalefet partisine mensup belediyelerde, mahkemelerde bazı tutukluların ifadelerinde dile getirdikleri ciddi suçlama ve iddiaları görmezden gelmek ya da Cemil Tugay’ın iktidar partisine geçişini sert ifadelerle kınamak hiçbir şeyi çözmez. Aksine, tarihsel bir yanılgıda ısrar etmek anlamına gelir.

Siyasi rakiplerini yeterince tanımayanlar, kendi partilerinin adaylarını da yeterince tanımıyor olabilirler mi? “Kazanacak aday” ambalajıyla sunulan isimler üzerinden, kentsel rantın paylaşımının başka bir biçimi mi sergileniyor? Son iki yıldır seçilmişler konusunda ortaya çıkan zaaflar, sorunlar bütün partiler için radikal bir sorgulamayı, muhasebeyi dayatıyor.

 

Not: Bu yazı ilk 13.Ekim 2026’da https://yeniarayis.com/yazi/cemil-tugay-vakasi-ve-ana-muhalefetin-siyasal-dokusu-33720 yayınlandı.