Kavala Davasının Ayrıt Edici Özelliği

Kavala davasının ayrıt edici özelliği
Bu yazının yayınlandığı saatlerde Silivri’de tek tutuklu şüpheli sanığı Osman Kavala olan Gezi Davası’nın duruşması gerçekleşiyor olacak. Büyük olasılıkla mahkeme Türkiye yakın tarihinin en kitlesel, en uzun ve en yaygın protesto gösterilerine ilişkin en fazla bir iki duruşmada kararını açıklayacak.

Gezi davasının yargılama sürecinin ve sonuçlarının, Türkiye’nin geleceğine ilişkin tahminlerin çok ötesinde kritik bir önem arz ettiği çok açık. Bu konuda çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Gidişat gösteriyor ki, yargıç cübbesini giyenlerin bunlara kulak verdiği ve önemsediği yok. Ama devran döndüğünde Gezi davası hukuk fakültelerinde ibretlik ders olarak incelenecektir.

Anayasanın, hukukun rafa kaldırıldığı, yargı bağımsızlığının kırıntısından dahi söz edilemeyen Osman Kavala’nın yargılanması sürecinin sonunda verilecek karar, Türkiye’nin kaderinde fazlasıyla etkili olacak ve Türkiye’nin nereye doğru sürüklendiğinin çok daha net görülmesine yol açacak, bir fikir verecek. Ya Türkiye’nin sıkıştığı kapandan kurtulabilmesinin önü açılacak ya da tam tersine hukuksuzluk perçinlenecek, otoriter rejimin ömrü uzatılacak, toplumun sinmiş bir halde daha fazla baskılanmasına vesile olacak.

İnsanlar, gelecek kaygısıyla dünün statükocu rejimi arasında sıkışmış haldeler, şimdiyi yaşayamıyorlar. Dün ile gelecek çatışmasının gerilimi bugünün yaşanmasına engel oluyor.

Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi adını verdikleri tek adam rejimine geçişin ara rejimi olarak tanımlayabileceğimiz yargıçlar sisteminin en tipik davası hiç kuşkusuz Gezi Davası, şüpheli sanığı ise Osman Kavala’dır. İddianamesi de, duruşmaları da, bahanesi de diğerlerinde çok farklı. Türkiye yargısının tirajı komik ve içi boş bir davası.

Osman Kavala hakkında verilecek kararı önemli kılan, bu davanın ve yargılamanın açık seçik ve düpedüz siyasal linç davası olmasının yanı sıra Türkiye’nin bağlı bulunduğu uluslararası hukuk ile ilişkisine yönelik bir karar olmasıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 10 Aralık 2019 tarihinde Osman Kavala’nın tutukluluğunun 771’ci gününde, daha önce HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karara benzer şekilde, hak ihlali kararı verdi. Yargılanmasının ve tutuklanmasının politik saikler taşıdığına hükmeden mahkeme, Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını istedi.

Gezi Davası’na bakan İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala ‘nın tahliyesini reddederek, AİHM kararını uygulamayarak, Türkiye’nin de altında imzası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yeni bir ihlaline yol açtı.
Savunma avukatlarının hiçbir talebini kabul etmeyen mahkeme beşinci duruşma sonrasında duruşma Savcı’sının esas hakkında görüşünü vermesini istedi. 10 Mart 2020 tarihinde kesinleşecek olan AİHM kararı öncesinde mahkeme mahkûmiyet kararı verirse, AİHM kararı hükümsüz kalacak. Bu güne kadar yerel mahkemeler tarafından yargılama sırasında ve kararlarda sıkça gördüğümüz göz göre göre yasal kılıf uydurma tavrı, bu kez AİHM’e karşı uygulanmış olunacak. Tabii ki sonrası gelecek ve bu tavır bir tür yönteme dönüştürülecek.

Hedefteki Batı
Bu doğrultuda verilecek kararla, Türkiye’nin Uluslararası hukuk ile ilişkisi yeni bir yola sokulmuş olacak. Şimdiye kadar iç hukukta sınırlı olarak var olan özgürlüklerin ve evrensel insancıl hukuktan kaynaklı hakların kullanılması engelleniyordu. Bundan böyle siyasi otoritenin isteğiyle, uluslararası hukuktan doğan haklar da kuvvetle muhtemel yok edilme yoluna girecek. İktidar, hukuksuz bir biçimde Osman Kavala’nın tutukluluğunda ısrar ederek, Batı dünyasıyla ilişkisini yeniden dizayn etmeye çalışıyor.

Bu, Türkiye’nin sıkışmış olduğu kapanda daha uzun süre kalmasını getirecek ve Batı dünyasıyla arasındaki siyasal, kültürel, sosyal mesafenin hızlı bir biçimde daha fazla açılmasına yol açacak bir gelişme olacak.

Osman Kavala‘nın tutuklu olması, başka bir ifadeyle Gezi yargılaması, iktidarın siyasal bir linç davası olmasının ötesine geçti. Bu dava, içeride Batı karşıtlığını geliştirmenin siyasal faydasından yararlanma amaçlı bir yargı süreci olabileceğini gösteriyor.

Gezi davasına bu nedenle salt bir iç siyasetin tasarım süreci olarak bakmak, değerlendirmek yanlış olur. Benzer önemdeki yargılamalardan bu yargılamayı ayıran Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun şahsında, Gezi protestosuyla Türkiye’nin düşmanı veya iyiliğini ve gelişmesini istemeyen Batılıların iktidara tuzak kurdukları iddiasıdır. Hükümeti cebir ve şiddet yoluyla devirmek veya iş yapamaz duruma getirmek için dış güçlerle yönlendirmesiyle/işbirliğiyle organize ve finansa etme fantastik düşünceyle ve iddiayla suçlanmaları bile tek başına Türkiye’nin çıkmazını göstermeye yeter.

Dış güçlerle iş birliği ve sponsorluğunda bir kalkışma olarak damgalanmak istenen Gezi Protestosunda yer alan sivil toplum kuruluşları etkisizleştirilmek istenmekte, Türkiye’nin dünya ile ilişkisini ve bağını kendi yaklaşımları doğrultusunda, kendi yönelimleri çerçevesinde geliştirmeye zorlamak amacıyla hareket edilmektedir. Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde canlanma ve yaygınlaşma gösteren sivil toplum kurumlarının, AB parantezinin kapanma aşamasına geldiği bir dönemde etkisizleştirilmesi amaçlanıyor. Böylece tek adam rejiminin ihtiyaç duyduğu, toplumsal duyarlılığı ve sorumluluğu törpülenmiş bir sivil toplum ve kamu yaratma hedefine yaklaşılacaktır. Bu yol uzun süre yürünebilecek bir yol değildir.

 

Bu dava bir rota değişikliğini getirecek değil, ama içte ve dışta uzun süre hiçbir şey eskine benzemeyecek. Ne yazık ki, bu yolda geriye dönüşü sağlayacak olan siyasal güç ve güven artırıcı bir odak hala belirmiş değil.


Bu nokta, Gezi Davasının bir gün sonra görülecek Büyük Ada Davasıyla ortak noktasını oluşturuyor. Her ikisi de Batı karşıtlığının eseri. Gezi Protestosu iktidar için bu amaçla kullanılabilecek en elverişli araç olarak görüldüğü içindir ki, bu davaya odaklanılmış durumda. İlk iki duruşmasında Osman Kavala’nın tahliyesi yolunda oy kullanan hâkimler değiştirildi, ulaşılmak istenen hedeften sapılmaması için özel mahkeme daha da özelleştirildi. Davanın hızla karara bağlanması için düğmeye basılmış durumda. Yargıçlar rejimi kendi hükmünü verecek.