İki Cinayet, Babacan’ın partisi

Bilgisayar başına oturduğumda aklım iki güzel insandaydı. Kısa bir süre sonra Hrant Dink, katledileli 13 yıl olacak. Tahir Elçi’nin büyük acısının üzerindense 4 sene geçti.


Bu iki iyi, güzel ve barış insanının katledilmesini birbirine çok benzetiyorum. Birinin Ermeni diğerinin Kürt olması, ikisinin de katledilmesi öncesi kamu otoritesinin eliyle toplumsal siyasi linç edilmeleri ve her ikisinin de hala gerçek katillerinin açığa çıkmamış olması bir tesadüf değildir.


Tahir, Sur ’da tarihi 4 Ayaklı Minarenin önünde “biz bu topraklarda çatışma, savaş, operasyon istemiyoruz.” diye konuştuğu anda kurşunların hedefi oldu.


Tahir Elçi’nin katledilmesinin yıl dönümünde iki gece önce, bir televizyon kanalında eski bakan Ali Babacan canlı yayında “Kürtlerin bu ülkenin kurucu asli unsuru olduğundan, hak hukuktan, siyasetin değerlerle, ilkelerle yapılmasından, dahası insan odaklı siyasetten, Venedik Komisyonun kriterlerinden ” söz etti.


Bu sözlere itiraz etmek mümkün değil gibi geliyor. Kurmaya çalıştıkları kendi tabiriyle “ana akım” siyasi partinin temel prensiplerinden bazıları bunlar.


Savaşın, çatışmanın, yıkımın sınırlarımızın ötesinde taşındığı günümüzde, böylesine kulaklara hoş gelen, yüreklere su serpen ve umut vadeden sözler insanı düşündürüyor.
Hrant Dink katledileli 19 Ocak 2020’de 13 yıl olacak. Hrant Dink’in katillerinin yargılanmaya başlandığı 2 Temmuz 2007 tarihinden bu yana 100 duruşma yapıldı.

 

Ailenin avukatı Hakan Bakırcıoğlu 100. duruşma öncesi yaptığı açıklamada hala Hrant’ın katledilmesini tetikleyen, cinayetin zemini oluşturan linç sürecinin soruşturulmamasından yakınıyor. Israrlı taleplerine rağmen görevini yapmayan veya görevini ihmal eden MİT Trabzon Bölge Müdürlüğü ve MİT İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün soruşturulmamasını büyük bir eksik olarak tanımlıyor.

Hrant Dink’ın katledilmesi önce Fetullah Gülencilerle ortak olarak Ergenekon cinayeti olarak damgalandı. Bugün FETO cinayeti damgası vurularak soruşturma yönlendiriliyor, gerçek katiller gizleniyor.
Son iki yıl hariç bu iki güzel insan katledildiğinde Ali Babacan’ın birlikte yeni parti çalışması yapanların bir kısmı bakandı, iktidar partisinin etkili yöneticisiydiler.

Bir başka yeni parti çalışması yapan Ahmet Davutoğlu, Tahir Elçi öldürüldüğünde, şehirler yıkıldığında, gençler yıkılan kentlerin molozları altında can verdiğinde Başbakandı.
Bu iki insanımızın katledilmesiyle sınırlı bir sorumluluktan söz etmediğimizi söylemeye gerek bile yok.

Ali Babacan, aynı programda iktidar partisinin bugün ilerlemeye çalıştığı yola, aslında 2010 referandumunda girdiğini söyledi. Ama aynı gemide yolculuğa 2019 yılının başına kadar devam ettiler, sorumluluk aldılar, yetki oldular. Dişe dokunur bir itirazları Sarayın dışından duyulmadı.

Türkiye’nin büyük siyasal krizi, siyasal bagajları geçmiş dönemin günahlarıyla dolu kadroların omuzlarında yükselecek yeni partiler ile aşılamaz. Aynı siyasi kadroların 2001 yılında AKP ile yola çıkarken ettikleri “biz milli görüş gömleğini çıkardık” sözlerinden sonra iktidar uğruna nerelere savruldukları ortada.

Dün olduğu gibi bugün siyasal hesap, kaygıyla evrensel değerlerin araçsallaştırmak kolay olmaz. Ancak AKP, MHP bloğunun sonu olur. Bu da “denize düşenin yılana sarılması” gibi geçici başarı olur.

Sağlıklı çözüm ve istikrar için Türkiye’nin kriz büyüklüğü ve derinliği merkez sağın ve solun evrensel değerlerle yeniden yapılandırılmasını dayatıyor. Bir başka yazının konusu eski siyasetçilerin günahlarından arındıracak geçmişle yüzleşme, muhasebe sürecinde yeni nesil siyasetçilerin belirmesine ihtiyaç var

.