Yuvarlak masa toplantısı

Tükenmez Dergisi

Bu yazı 78’liler Girişimi sözcüsü Celalettin CAN’ın moderatörllüğünde yapılan ve  Müslüman Antikapitalistler temsilcisi İhsan ELİAÇIK, HDP Urfa Mİlletvekili İbrahim AYHAN, gazeteci Mehmet Güçlü, ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper TAŞ, EHP temsilcisi Hakan ÖZTÜRK ve DİSK Genel Koordinatörü Hakan KOÇAK’ın katıldığı yuvarlak masa toplantısındaki konuşmamdır.

CELALETTİN CAN: Hakan sana soralım sen Barış Vakfındasın. Adalet yürüyüşünde Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımları sizin yürüttüğünüz barış mücadelesine katkısı ne olacak; birde Eylülden itibaren Barış mitingleri olacak, kasıma kadar sürmesi  hedeflendi, buna katkısı ne  oldu; CHP barışa nasıl yaklaştı yürürken?

HAKAN TAHMAZ: Adalet yürüyüşü  CHP’ye,  referandumda Hayır diyen muhalif kesimlere iyi geldi.  CHP’ den beklenmeyen bir şey oldu. Bu açıdan kendi ölçüleri içerisinde başarılı. Neden şimdi, CHP mecbur mu kaldı da yaptı  bütün bunları tartışabiliriz ama hükümetleri sarsacak, kendine gelmesini sağlayacak ve adalet gibi haklı bir talep için yapılan bu tür eylemi desteklemek gerek. Ben, eleştiri hakkımı kullanarak ve özgünlüğümü koruyarakCHP’lilerle  yan yana yürürüm. Toplumun geniş kesimleri de  bu şekilde davrandı,  destek verdi. Bu CHP’nin krizini aşar mı  bilemem, bu benim değil CHP’nin sorunu. Buradan hemen devrimci durum çıkarmak anlamsız ve yanlış. Türkiye tarihinde bu eylemden büyük eylemler oldu. Mesela 1989 bahar eylemleri. Daha sonra ANAP, MHP ve DSP döneminde Kızılay dan Tandoğan’a yapılan bütün sendikaların ve demokrasi güçlerin yer aldığı Emek Platformu mitingi oldu.  Sonrasında ne olacağı daha önemli. Eylem, toplumda ve siyasal güçlerde dönüşüme yol açıyor mu açmıyor mu? Kalıcı başarıyı , geleceğe dair bir umudu ölçebilmemizin kriteri bu. Buradan başka bir şeyi ifade etmek isterim: Adalet talebi tek başına Türkiye’nin şu anda yaşadığı sorunları çözecek mi?Sanmıyorum. Çünkü Yeni bir AK Parti  rejimi yaratılıyor.  Bu nasıl yapılıyor;Türkiye’nin son on yıldır esas meselesinin  OrtaDoğu’nun yeniden dizaynı,  Suriye’deki gelişmeler. Bunlarının  “Türkiye’de beka sorunu”yarattığı düşünülüyor, bu sorun hortlatıldı. Bütün toplumu ve siyaset  buna göre dizayn ediliyor. Türkiye 1929-1930’ları yeniden yaşıyor. O zamanın değerleri ve kriterleribaşkaydı,  bugün başka.   Bugün İslami kriterler önde. Ne kadar dizayn ettikleri de meçhul. Bir korku rejimi yaratıldı.  Beka sorununun kaynağı Kürt meselesi. Bu konuda yürüyüşte bir tutum, tavır alınmadı/alınamadı. Bu yapılmadan toplumun gidişatına yön verilemez, farklı siyasal bir özne olunamaz. Türkiye’nin krizi, adalet ve barış mücadelesi  birlikteyürütülürse aşılabilir

Bugün Meclis’te CHP  bir fırsatı daha kaçırdı. HDP’li ikivekilin, milletvekilliği AK Parti, MHP ittifakıyla düşürüldü. CHP, AK Partinin keyfi, hukuksuz tutumuna ortak olmadığını gösterebilirdi. CHP bunu dahi yapmadı, dokunulmazlıkların kaldırılmasında yaptığı yanlışı yaptı.  Şunu söylemeye çalışıyorumsavaş vedemokratik Kürt siyasal hareketine tasfiyesine  karşı durmadan, barışı dillendirmeden yol alınamaz. Anayasa referandumu sırasında da hayır diyenler benzer şey yaptılar. Hayır diyen MHP’lileri, milliyetçileri, ulusalcıları, Akşenerleri, Cindorukları ürkütmemek için çırpındılar. Kürt, barış, çözüm kelimelerini kullanmadılar.  CHP, bu siyaseti yürüyüşte de sürdürdü.

Bu söylediklerim yürüyüşten uzaktan durmanın bahanesi olamaz. Toplumda güven duygusunu, bir şeyler  yapılabilir, başarılabilir duygusunu geliştiren tutum ve eylemler katılmalıyız,  geliştirmeliyiz. Barış konusu ise devletin bütün organlarında, parlamentoda büyük mutabakatla “devletin beka” sorununun konuşulduğu bir ortamda  bu duygunun güçlenmesi önemli.  Ama bizim açımızdan bu durum ortada kuyu var yandan geç demekle olmaz.  Yani adalet barışsız olmaz. Ben Kılıçdaroğlu ’nun Maltepe’deki konuşmasının içerisinde Gültan Kışanak’ı da görmek isterdim. Seçilmiş milletvekilleriyle sınırlı bir konuşma yaptı, siyasi tasfiyeye değinmedi, tutuklu belediye başkanlarını ağzına almadı. “Seçimler gelen, seçimle gider” demeliydi.

Türkiye’nin Kürt meselesinin çözümüne oldukça uzak olduğu bir gerçek. Türkiye’debarış konuşulamaz, dillendirilemez oldu.  Yürüyüşün başarıyla sonuçlanması, barışı konuşmak için daha elverişli bir ortam yarattı. Bu fırsatı değerlendirilmeliyiz.  AK Parti yalnızlaştı. Kürt meselesinde adil, eşit demokratik çözümden yana olanlar için konuşabileceğimiz, tartışabileceğimiz hatırlatabileceğimiz bir zemin inşasına yürüyüş katkı sundu. Hatırlatmak da çok önemli. Bu açıdan HD’nin başlatmış olduğu “DurmayınFaşizmi  Durduralım” kampanyasını,özellikle de mitingleri iyi değerlendirmek gerek.

Son dönemde sol, sosyalist , demokrasi güçler CHP’den bir bekleyiş içine girdiler. Ben bunu  gerçekçi bulmuyorum. Biz kendi görevimizi yerine getirmeliyiz.  Eminim ki sendikalar, meslek odaları, demokrasi güçlerikendi sorumluluklarını yerine getirmeye başladığında CHPde bunun dışında kalmayacaktır. CHP de kendisinin yalnızlaşmasını istemez.

HAKAN TAHMAZ: AK Parti, referandum sürecinden itibaren sokağı kırmanilize etmeye çalışıyor.  Demokratik meşruiyet zeminlerini uzun süredir yok ediyor. OHAL ile bu süreç hızlandı. Ama önceden başladı.Bu, çözüm süreci bitirilmeye karar verildiğinde yani 7 hazirandan önce başlayan bir süreç. HDP Kobani nedeniyle, insanları sokakta demokratik haklarını kullanmaya  çağırmasını gayrimeşru bir iş olarak tarif etti. Yargılanıyorlar.

CHP’de referandum sonrası sokağa çıkması istendi/beklendi. Olmadı. Devleti kuran parti olmakla övünen CHP, buna cesaret edemedi. Bu hayır cephesinde kızgınlık yarattı. Şimdi danışmanı tutuklandığında sokağa çıktı.Kürt’lerin bu konuya nasıl baktığını burada Kürt arkadaşlar daha iyi bilir ama bana da çok sık sorulduğu için söyleyeyim: Kürtler, “Kürtleri ağzına almaktan imtina eden,yıkılan  Kürt kentlerini  görmeyen CHP ile  barış nasıl olacak diye soruyorlar;  Kılıçdaroğlu ile neden işbirliği yapalım diyorlar. Bunların anlamlı sorular olduğunu düşünüyorum. Anlamalıyız. Bir  İstanbul’da birde Diyarbakır’da, Cizre’de uygulanan OHAL var. İkisinin arasında niteliksel fark var. Bu anlamda Kürt çevresinden gelen tepkilerde  bizimde vebalimiz,  günahımız çok. Referandum çalışması sırasında Batıda Kürt sorunuyla ilgili  tek cümle kurulmadı. Hayırcılar ağızlarına almadılar. Siyasileri ve hayırcı aydın girişimleri kastediyorum.  HDP metinlerin de bile yoktu.Bugün Kürt sorununda ne kadar ilerleyebilirsek o kadarda  adalet konusunda ilerleyebileceğimizi toplum görmeye başladı. Gazeteciler,  HDP’liler, DBP’liler, milletvekilleri, belediye başkanları, Kürt siyasetçiler cezaevinde olduğu sürece, kimse güvende olamaz. Toplum adaletin bir yanının da  Kürt meselesi olduğunu anladığı oranda, adalete yaklaşacağız. Yürüyüşte “aman aman bulaşmasın HDP’lilerbulaşmasın diye de bakıldığı hissedildi, söylendi.

Bizim sorumluluğumuz adaletle barış arasındaki bağı, adaletin tecellisi ile Kürt sorununun çözümün ilişkisini sağlam, anlaşılır kurmaktır.  Yürüyüş sırasında Provokasyon için çabalayan çok oldu,  gelinmemişolunması başarıyı sağladı. Aksi olsaydı  şimdi,Kürt meselesini,  barış meselesini konuşamazdık. Bu anlamda eylemin sivil, demokratik olması siyaset kanallarının sonuna kadar kullanılması başarının anahtarıdır. Her şey kırmanilize edilmek isteniyor.  Büyükada’daki insan hakları örgütlerinin temsilcileri  ajanlıkla suçlanıyor. Kürt siyaseti, dış güçlerin işbirlikçisi ilan edildi. 1929-30 yıllarındaki  Kürtpolitikasına dönüldü. Her türden Kürt varlığı tehdit olarak algılanıyor. Ama ne Ortadoğu eski Ortadoğu, ne de Kürtler eski Kürtler her şey değişti. Değişime direnenler tarihte hep kaybedenler olmuş.