Pazarlık ve IŞİD’i Kollama Tezkeresi

 3-10 Ekim 2014

Türkiye kamuoyu, bir haftadan fazla süredir bir kez daha tezkere vakasıyla meşgul. Aslında sınır dışına asker göndermek için TBMM’den izin almak 1994 yılında PKK ile savaş başladıktan bu yana rutin bir iş haline gelmişti. Meclisten neredeyse her yıl bir tezkere çıktı.

Bu güne kadar hiçbirinden beklenen, arzu edilen sonuç alınamamasına rağmen yenilemekten de geri durulmuyor.

Bugüne kadar “sınır güvenliğini” sağlamak ve “terörü” engellemek gerekçesiyle çıkarılan tezkereye dayanarak yapılan bütün askeri hareketler Türkiye’nin başına ya yeni sorunlar açtı ya da var olan sorunları kronik hale getirdi.

Çözüm süreci de, bu türden güvenlik eksenli politikalarla sorunları halletme anlayışı nedeniyle yerinde saymaya devam ediyor.

Çözüm sürecin ilerlemesi için gösterilen  çabanın ve yaratılan beklentinin heba edilmesi bu türden  yaklaşımların sonucudur. Bu aynı zamanda geçen haftaki yazımda belirttiğim  Kürt sorununu kavrayıştaki temel yanlışın bir göstergesidir.

Tezkerede ifade edildiği haliyle PKK’yı bir tehdit unsuru olarak görmeye devam etmek, PKK güçlerinin Irak Kürt Federal Bölgesi’ nde konuşlanıyor olmasından duyulan rahatsızlığın devam ediyor olması, çözüm sürecinin ilerlemesine önemli katkı sunacak aktör ve unsurlardan uzak durmayı getiriyor.

Aynı zamanda çözüm süreci ve Kobani’de gelişen IŞİD saldırılarının durdurulmasında önemli rol ve görev üstlenebilecek Kürt Bölgesel Yönetimiyle etkili ve kapsamlı işbirliği geliştirmeyi de frenleyen bir faktör olarak işlev görüyor.

Bütün bunların yanı sıra, Ahmet Davutoğlu hükümetinin tezkeresinin içeriği daha önceki tezkerelerin içeriklerinden çok daha kapsamlı ve çok amaçlı.

Tezkerede üç unsur öne çıkıyor: PKK varlığı, Suriye’de yönetim değişikliği ve IŞİD sorunu.

Bunlardan IŞİD sorununun tezkerede yer alması aslında hükümetin gönül rahatlığıyla istediği ve arzuladığı bir şey değil. Bunun daha çok ABD’nin,  Avrupa’nın bastırmasının ve çözüm sürecinin  hassasiyetinin hatta bölgesel ilişkilerin bir sonucu olduğu kanaati kamuoyunda oldukça güçlü.

Aslında bu tezkereyi bir pazarlık, IŞİD’i kollama, bölgede Kürtleri dizginleme tezkeresi olarak tanımlamak ve görmek daha doğru olur.

Türkiye, IŞİD’e karşı mücadele söz konusu olduğunda PKK ve Suriye konularını masaya sürerek elini güçlendirmeye ve yeni cephe açmaya çalışıyor. Uluslararası dengelerin, Ortadoğu gerçekliğinin buna müsait olmadığının tabi ki farkında; ancak yine de pazarlık ve etki gücünü artırmaya çalışacağa benziyor.

Bu tehlikeli ve riskli oyunu oynamayı yalnızca Kürt sorunundaki problemleri nedeniyle göze alıyor.

Türkiye’nin,  Ortadoğu’da Kürtlerin etkin güçlü olmasından duyduğu rahatsızlığı ve Kürtleri  frenleme sevdasını dünya âlem biliyor. Ancak son 20 yıldır  küresel güçlerce paylaşılan bir şey hiç olmadı. Bu konuda hep yalnız kalındı.

Türkiye, BD Irak işgali döneminde de aynı kaygı ve sevda nedeniyle yalnızlaştı.

Türkiye’nin Rojava politikasını belirleyen ana unsur da budur. Tezkereyi Rojava Kürtlerinin tepesinde bir demokrasi kılıcı gibi sallama ve bu yolla Rojava Kürtlerini frenleme gayesi boş ve gereksizdir. Rojavada oluşan bölgesel özerk yönetim Türkiye için bir tehdit değildir. Aksine değerlendirilmesi gereken bir büyük olanaktır.

PKK lideri Abdullah Öcalan ile yürütülen görüşmelerden yaşanan tıkanıklığın bu kart ile aşılacağını sanmak gibi yanlış bir yaklaşım Türkiye’ ye pahalıya patlayabilir.

Türkiye’nin bölgede kendi başına askeri bir harekete girişemeyeceği çok açıkıt. Türkiye’nin, yalnız başına savaşa girecekmiş gibi hazırlık yapmasını hiçbir inandırıcılığı ve gerçekçiliği yoktur. Bu illüzyon ile ancak iç kamuoyunu kandırabilir, bir de bunu tehdit unsuru olarak kullanabilir. Her şeyden önce bölge konjonktürü ve ülke ekonomisi buna/savaşa izin vermez.

Türkiye, AK Parti,  kendi tabiriyle eski Türkiye’nin tehdit, şantaj ve korku yaratarak sorun çözmeye çalışma hamlelerinden biri daha tekrarlayarak yol almaya çalışıyor. Boş çaba. Kötü bir oyun.

Diyalog ile sorun çözme becerisi ve cesareti gösterememenin sonucudur.

Bugün bölgenin en önemli sorunu IŞİD konusudur. Türkiye IŞİD tehlikesini gölgelemekle büyük bir yangına benzin dökmekten başka bir sonuç üretemez.

AK Parti, tezkereyi koz olarak kullanarak IŞİD kollama, bölge barışını riske atmakta dönmelidir. Aksine bu yolda ısrar etmek felakete koşmaktır.