KÜRT SORUNU’NDA İNKÂR, İKRAR VE İDRAK PROBLEMİ

Farklı dil, kültür, sosyal ve gelene sahip insanlarla bir arada eşit ve demokratik bir ortamda yaşamanın koşularını oluşturma çabası bizi barışa ulaştırabilir.

12 Haziran seçimlerinin sonuçları toplumun önemli bir kesiminde umut yarattı. Yeni Meclis’in anayasa ve Kürt Sorunu konularında yapacaklarına dair iyimser bir rüzgâr estirmişti. Oysa hemen sonrasında seçilmiş milletvekillerinin Meclis’te görev başı yapmalarının yargı marifetiyle engellenmesi, Silvan’da 8 askerin öldürülmesi ve PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelerin engellenmesi ve sonrasında yaşananlar hızla toplumda kasvetli havanın hâkim olmasına yol açtı.  Tartışmaya gerek olmayan gerçek ise,  acının ve gözyaşının kol gezdiği koşullarda öncelikle “ellerin tetiklerden” çekilmesi gerek.  Şiddetin, çatışmanın sürmesi çözüm yolunda sağlıklı yürümeyi engelliyor.
Diyalog sürecinin bu noktaya nasıl evirildiğine ilişkin çok farklı yorumlar yapılıyor, taraflar birbirini suçluyor. Bu durumun kısa sürede açıklığa kavuşacağını söylemek çok zor. Çünkü sorunun doğası gereği diyalog şeffaf bir biçimde yürütülemediğinden bilgi kirliliği var. Bilgilerin birçoğunun sızdırma bilgiler. Konuyu daha fazla karmaşıklaştırıyor ve tartışmaları derinleştiriyor. Mesela medyada kesin bir dille ifade edilen, “devlet, Abdullah Öcalan ile anlaştı” iddiasını, yayınlanan MİT, PKK görüşme tutanakları ve kimi siyasetçilerinin gazete söyleşilerinde aktardığı bilgiler tartışmalı hale getirdi. Başbakanın, Makedonya dönüşü gazetecilere ifade ettiği “böyle bir protokol yok, yaptıkları görüşmeyi protokol diye söylüyorlar, yayıyorlar”  ( 3 Ekim 2011 Milliyet Gazetesi) sözleri bunun netleşmemiş olduğunu gösteriyor. Bu da kimi Kürt siyasetçilerin ileri sürdüğü “hükümet tarafından oyalanıyoruz” savını güçlendiriyor.
Bu tartışma bizi sorunun özünü tartışmaktan uzaklaştırıyor, esas meseleyi unutturuyor. Bu Kürt Sorunu’nun ne olduğu meselesidir. Hala bu konu anlaşılmış değil. Başka bir ifadeyle Kürt Sorunu’nda bir idrak problemiyle karşı karşıyayız. Bu gün yaşanan krizin ve güven sorununun kaynağında bu var. Oslo görüşmelerinin tutanaklarında güvensizlik açık bir biçimde görülüyor. Bugün çözüm için atılacak en ileri adım bu güvensizliğin giderilmesine dönük olmak zorundadır.
İnkâra son vermenin gereği yapılmalı
Kürt Açılımı’nın başlamasıyla “Kürt Sorunu’nun varlığını resmen kabul eden devlet, sorunu doğru tanımlayamadığı için çözümüne ilişkin net, somut ve tatmin edici adımlar atamıyor/atmıyor. İdrak problemine ilişkin söylenebileceklerin en başında Kürtlerin bir halk olduğunun kabulü geliyor.  Farklı dil, kültür, sosyal ve geleneksel yapıya ait olan insanlarla bir arada eşit ve demokratik bir ortamda yaşamanın koşularını oluşturma çabası bu yaklaşımın sonucu olabilir. Kürt Sorunu’nun varlığı cumhuriyetin kuruluş stratejisinden kaynaklanıyor. Bu dönemde Kürt Sorunu’nda inkârcılığa son verilmesi Türkiye tarihinde yeni bir sayfadır.  Bu AKP’ye nasip oldu.  Ancak inkârcılığın yarattığı sorunları  ortadan kaldıracak çözüm önerilerine ilişkin bir yol haritasına sahip olmadan ve bunları hayata geçirmeden Kürtlerin hayatında değişim yapılamaz ve sorun çözülemez. AKP iktidarının yapamadığı budur.   Sorunun demokratik çözümü halk olmanın bütün siyasal, sosyal ve kültürel haklarının ön koşulsuz sahiplerine teslim edilmesini gerekli kılıyor.  Bu hakların farklı olanlarla bir arada yaşamanın zeminlerini güçlendirerek kullanılmasını sağlamak ise biçime ve yönteme dair bir konudur. Yeni anayasada anadilin kamusal alanda kullanımın ve Kürtlerin kendi kendilerini yönetmeleri dâhil geniş siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik haklarını kullanmalarının olanaklı kılacak bir içerikte hazırlanması inkara son vermenin zorunlu bir gereğidir. Bu bağlamda  AKP’nin,  Kürt Sorunu’nun çözümünü dayandırdığı “din kardeşliği”  yaklaşımı, Kürtlerin kendilerini eşit ve özgür yurttaş hissetmesinin zeminini ortaya çıkartmıyor.
Temiz savaş yürütmenin imkânsızlığı
İdrak probleminde başka bir  nokta ise, başarısızlığı AKP öncesinde PKK’ye karşı verilen askeri mücadeledeki yanlışlara   indirgenmektir. Özellikle PKK’ ye karşı yürütülen mücadele biçiminin,  “Kürtleri devletin kaybetmesine yol açtığı” tespiti, çözüm arayışlarının yanlış mecralarda seyretmesine yol açmaktadır. Sözü edilene köy yakmalar ve faili meçhul cinayetler, JİTEM gibi örgütlenmeler ve Ergenekon faaliyetleri Kürtlerin PKK’ ye yönelişini hızlanmasında bir faktördür. Ama başarısızlığı buna indirgemek,  sorunun özünün kavranmamış olduğu gösteriyor.   PKK’nin varlığını Diyarbakır cezaevinde yaşanan vahşetle açıklamaya çalışmakta  bu yanlış yaklaşımın sonucudur. Diyarbakır’da yaşanan vahşet sorunun sonucudur. Her şeyden önce ne Kürtler devletle,  ne de devlet Kürtler hiçbir zaman birbirleriyle barışık değillerdi. Bunun devlet tarafından kabul edilmek istenmemesi PKK’nin Kürtler içersinde geniş kabul gören sosyal ve toplumsal vaka haline ulaşmasının taşlarını döşedi.
PKK’ ye karşı mücadelenin yanlış tarzda yürütülmüş olmasını başarısızlığın ana nedeni olarak görenler, şimdi eskisi gibi kirli savaş/mücadele değil, temiz savaş yürütmekten söz ediyorlar. Dünün faili meçhulleri, köy yakmaları ve boşaltmaları yerine polis ve yargı eliyle yürütülen siyasal operasyonlarla Kürt siyasal hareketinin direncin kırılacağı ileri sürülüyor.  Bu nedenle KCK operasyonları adı altında demokratik siyaset kanallarının ve zeminlerinin daraltılmasını destekliyorlar ve mazur göstermeye çalışıyorlar.  Bu yaklaşım sahipleri iki şeyin farkında değiller. Birincisi,  demokratik siyaset zeminlerini sınırlandırma operasyonları Kürt mücadelesinin ulaştığı toplumsallığı aşmaya yetmeyeceğidir. Bu nedenle bunun beyhude bir çaba olduğunu göremiyorlar.  İkincisi de dünyada Kürt hareketi gibi toplumsallaşmış hareketlerin askeri önlemlerle engellendiğinin örneğinin olmadığını akıllarından çıkararak hislerine yeniliyorlar. Bütün savaşlar temiz kalma iddiasıyla başlatılır, ancak çok kısa sürede kirlenirler. Ergenekon örgütlenmesinin etkisiz kılınması ve JİTEM türü örgütlenmelerin dağıtılmış olması yeni savaşın kirli yürütülmesini önlemeye yetmez. Batman’da öldürülen anne kız olayı ile ilgili iddialar bu kirlenmenin sinyalleri olabilir.