11 Eylül’ün tek adamı

11 Eylül 2011 ABD’de ikiz kuleler vahşetinin üzerinden 10 yıl geçti.

11 Eylül, Afganistan ve Irak savaşıyla birlikte Ortadoğu’nun yeniden şekillendiren sürecin başlangıcı oldu. Ortadoğu’daki bahar eylemlerin fitilini ateşleyen tarih olarak kayıtlara geçti.

ABD, Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) ni gündem getirdi. Bölge ülkelerin bazıları ve AKP bu tartışmanın üzerine balıklama atladı.

Türkiye 10 yılını bölgede güçlü bir emperyal ülke olmanın hayali geçirildi. Komşularla sıfır sorundan, komşularla didişmeye bu sevdanın sonucu varıldı.

Afganistan’da ve Irak’ta ABD ve müttefikleri batağa saplandı. Milyonlarca ölüm, Büyük Ortadoğu projesi Ortadoğu enkazına yarattı.

Bugün  BOP’dan söz edilmiyor.  Ortadoğu’yu yeniden yapılandırması emperyal güçler arasında çok çekişmeli ve çetin yaşanıyor.

11 Eylül sonrası özgürlük mü güvenlik mi ikileminden batı güvenliği tercih etti. Emperyalist ülkeler toplumda güvenlik paranoyası geliştirerek demokrasi ve özgürlükleri  aşındırdılar.

Türkiye,  BOP projesi yerine, Yeni Osmanlıcılık anlayışını güçlendiriyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geliştirdiği bu anlayışın gereği olarak Türkiye, eski Osmanlı topraklarında hegomonik ve kültürel güç olmaya uğraşıyor.

11 Eylül sonrası dünyada egem olan güvenlik Türkiye’de tek parti tek adam yönetimine doğru polisiye bir devlet aygıtı yapılanmasını gündemleştirdi ve pratikleştiriyor.

Özellikle Kürt Sorunu ve PKK meselesi söz konusu olduğunda yalnızca güvenlik eksenlik politikaların hayata geçirilmesinde çok çabuk milli mutabakat oluşuyor.

11 Eylül sonrası batıda İslami fobi gelişti, doğuda kaba ve indirgemeci “batı karşıtlığı” güçlendi.

 

Güvenlik ekseninin Türkiye’de de öne çıkması batıda Kürt,  doğuda Türk karşıtlığını kışkırtmaya başladı.

Batı kaynaklık “medeniyetler çatışması” tezi etrafında koparılan fırtına kadük kaldı.

Gazete manşetlerine çıkarılan “hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” iddiası kozmik iddia olmanın ötesine çok fazla geçemedi.

Küresel bir düzen kurma iddiasıyla milyonlarca insanın ölümüne yol açanlar, sorumlu olanlar, bölgeni büyük bir yıkıma sürükleyenler, bölgedeki enerji kaynaklarını denetleme sevdalarını yalana dayalı “insani gerekçeleri” bütün dünya yutturmaya çalışanlar tarih kara sayfalarına adlarını yazdırdılar.

Küresel yazar Tarık Ali’nin bir yazısının başlığı olan “Amerikalıların hayatı daha mı önemli” sorusunu yanıtının “Amerikalıların hayatı değil ama Amerikanın çıkarların daha önemli olduğunu” yaşananlarla ortaya çıktı.

Güvenlik eksenli yenidünya konsepti içinde Türkiye de güvenlik-özgürlük ikileminde her daim güvenliği tercih etti. Kozmik iyileştirmelerle küresel güçlerin “ılımlı İslam modeli” yaftasıyla ortada dolanarak yeni Osmanlıcılık, yeni muhafazakârlık yolunda hızla ilerledi.

11 Eylül saldırısı ABD’nin imajını zedeledi ama, Türkiye’yi tek adam  ülkesi yapan sürecin başlangıcı oldu.

Ne tuhaf ki, bunu demokrasi, özgürlük refah adına yapmayı becerebiliyor. Toplumun tek adam yönetimine vermiş olduğu onay 11 Eylül sonrası şekillendiren Türkiye toplumunun bir eseri olsa gerek.

13 Eylül 2011