Cemmate dokunan yanıyorsa ne yapmalı

Ergenekon soruşturma dalgası dört yıldır bitmek bilmiyor.  AKP muhalifleri ve Gülen cemmati karşıtları  için “sıra kimde” sorusu, mavra konusu olmaya başladı.Hükümetin Gülenci, güvenlik güçleri ve savcılar için  sabah karşı ev baskınları, gözaltılar  rütin işleri oldu.

Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in gözaltına alınması, Ergenekon soruşturmasıyla başlayan süreçte yeni bir kırılma oldu.. Türkan Saylan’nın gözaltına alınması  ilkti. Arada küçük kırılmalar olsa da Hanifi Avcı ve 2. Devrimci Karargah dalgasındaki tutuklamalar ikinci  büyük kırılma oldu.

Ahmet Işık gibi, medya  patrollarına karşı gazete emekçilerini örgütlediği ve sendikalaşma çalışması yaptığı için  ana akım medyada iş verilmeyen bir gazetecinin ve yine Susurluk, Metin Göktepe, darbe günlükleri  gibi  birçok derin devlet haberlerinde imzası bulunan gazeteciyi bir biçimde  Ergenekon davasıyla ilişkilendirmeye çalışmak,  bu memlekete yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Çünkü bu durumda has Ergenekoncuların “bu dava muhaliflere karşı açılmış bir davadır” savları doğrulanmış olunuyor. Açık söylemek gerekiyorsa, Nedim Şener,  Ahmet Şık operasyonu, hükümet ve  Gülen Cemmati karşıtlarını  korkutmaya, sindirmeye yaramaz ama, Velilerin, Kerinşizlerin, Perinçeklerin kamuoyu nezdinde aklanmasına yarayacaktır. Ergenekon soruşturmasının, AKP ve Gülen cemmati dışında kalan geniş kitleler  için inandırıcılığı  yitirmeye başlamıştır.

Ergenekon soruşturmanın ilk başında Türkiye’nin aydınlık geleceğine kapı açma olasılığı nedeniyle, destek veremek amaçıyla oluşturduğumuz Ergenekonu İzleme Grubunu  birlikte kurduğumuz Ahmet Şık’ın dört yıl sonra Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınması bu soruşturmanın süreç içinde ne hal aldığının özeti olsa gerek.

Bu gözaltılar, 2002 yılında AKP’nin hükümet olmasıyla birlikte Gülenci kadroların devlet bürokrasisinde etkin konuma tırmanışlarının zirveye ulaştığını gösteriyor. Gülen cemmatinin önlenmesi güç bir yapıya dönüştüğün işaretidir. AKP hükümeti ilk döneminde emniyet, yargı başta olamak üzere devlet bürokrasisi içinde başlayan Gülenciler milliyetçiler, Gülenciler milli mücadeleciler kavgasında iki yıldır Gülencileri öne geçmişti. Hanifi Avcı operasyonu ve 12 Eylül referandumuyla  tamamen etkisi kırılan Gülen cemmati dışındakilerden, boşalan  alanda  cemmatin ne derece tehlikeli oyunlar oynadığı görülüyor. Artık  AKP’nin çeşitli demegojisine kanıp, olup biteni göremeyenlerin de Ahmet Şık gibi siyasi durusu, gazeteciliği çok iyi bilinen  bir şahsın gözaltına alınması, saatlerce ev ve işyerinin aranması gözlerinin açılmasına vesile oldu. Bir halk değişi olan  “her şerde bir hayır vardı” sözü  bu olayda yaşananlara ve hamuoyunda oluşan duyguya cuk diye oturdu. Taraf Gazetesi’nin bugünkü Ergenekon bu mu? manşeti ve gazetenin baş yazarı Ahmet Altan yazısı aslında herşeyi özetliyor.

Artık Ahmet Şık’ın gözaltına alınırken ifade ettiği gibi “cemmate dokunan yanıyor”. Hiç kuşku yok ki bir süre sonra bu ateş AKP’ nin de kapısını çalacak. Nasıl,emniyette kanatları altında cemmati koruyan Hanifi Avcı’nın kapısını çaldıysa.

Bu gidişatı durdurmak için Haziran’daki genel seçimlerde AKP’nin statejisinin başarısının demokrasi ve özgürlük perspektifiyle  önlenmesi gerek. Yani rejim mağdurlarının etkili ve sonuç alıcı bir seçim stratejisi izlemeleri gerek. Sol, sosyalist ve demokarasi güçleri “istemem yerim dar” tarzı siyaset yapma anlayışını terk ederek, statükoya,milliyetçiliğe, hukuksuzluğa, AKP’nin hükümdarlık anlayışına karşı demokrasi bloğunda güçlerini birleştirmeleri kaçınılamaz toplumsal bir sorumluluktur.

4  Mart 2011