Kör terörle, kim ne elde edilmek isteniyor?

Taksim’de Pazargünü 32 yurttaşımızın yaralanmasına, bir gencin yaşamını yitirmesine yol açan bomba, son bir yıldır yaşananbenzer olayları hatırlattı.

Hatırladıklarımın hepsinin ortak özelliği,  eylemlerin kritik bir zamanda yapılmasıydı.

8 Aralık 2009Salı günü Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başsavcısının DTP hakkında kapatılması istemiyle açtığı davanın karar duruşmaların başladığı gün,  Sivas’ta askeri konvoya saldırı düzenlendi.

Kurban bayramında   Hatay’da konuşan Başbakan Yardımcı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, DTP kastederek, “mahkemeler neden duruyor,  gerekeni  neden yapmıyorlar” biçimde açıklama yapmasından hemen sonra, uzun bir dönemdir görüşülmesi beklenen davanın 8 Aralık günü görüşülmeye başlanacağını Anayasa mahkemesi başkanı günler önce duyurdu.

Hükümet cephesinden eylemle ilgili ilk defa, “derin güçlerin işleri, dava önce provokasyon” açıklamaları geldi. DTP, saldırıyı kınadı. Kamuoyunda ciddi olarak provokasyon yorumları yapıldığı bir zaman diliminde anayasa mahkemesinin kararını açıklayacağı 11 Aralık 2009 Cuma günden bir gün önce yanı 10 Aralık 2009 Perşembe günü, PKK suskunluğunu bozdu ve eylemi üstlendi. Bu açıklama demokratik kamuoyunda şok etkisi yaptı.

PKK lideri Abdullah Öcalan, bu açıklamadan sonra avukatlarıyla yaptığı görüşmede “Cemil Bayık ne yapmaya çalışıyor” diye sorarak şaşkınlığı gizlememişti.

İkinci olay 16 Eylül günü Hakkari’de 9 kişinin ölümüne yol açan Geçitli köyüminibüsünde, uzaktan kumandayla patlatılan bomba olayında yaşandı. Geçitli köyü koruculuğu reddetmiştive 12 referandumda sandığa gitmeyerek boykot etmişti.

Daha sonra basından, aynı gün ve aynı saatlerde, İçişleri ve Adalet Bakanlarında yetkilileri ve MİT temsilcisinin İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile barış için müzakere yaptıklarını, hatta üç başlıklı bir protokol üzerinde anlaşıldığını öğrendik.

Patlamanın üzerinden daha yarım saat geçmemişti ki, Başbakan ve İçişleri Bakanı bu kez  adres olarak  PKK’yi gösterdiler. PKK ise kısa süre içinde kesin bir dille bunu yalanladı.Eylemin derin  devletin işi olduğunu ve Hakkarileri cezalandırmak için yapıldığını ileri sürdü. AbdullaÖcalan avukatları aracıyla ,” barış istemeyenler bu bombayı benim yaptığım  burada yürüttüğüm görüşmeye attılar. Bu çözüm istemeyenlerin işidir. Kimin yaptığını bilemem devlette olabilir , PPK de olabilir, ciddi bir biçimde hızla araştırılsın” açıklamasını yaptı.

Pazar günü Taksim’de patlayan bombayı PKK, üstlenmeyi reddetti. İçişleri Bakanı Beşir Atalay açıklama yapmak için erken olduğunu söylerken,başbakan Mardin’de tesisi koydu. Başbakan Taksim’e bomba atanlarla, Hasankeyf’deparaja karşı çıkanların aynı kişiler olduğunu söyledi.

İstanbul Emniyet müdürün açıklaması ise daha vahimde: ikinci bir canlı bomba var. Birincisini engellemeyenler ikincisin varlığını duyurdu.

Bu olayda dikkat çeken bir gelişme, daha önce bu türden eylemlerde kesin bir dille PKK’yi adres gösterenler  bu kez daha temkinli davranıyorlardı. Bu durum hükümetin tutumundan kaynaklandığı gibi   yaşanan bunca deneyiminden çıkarılan derslerin de bir sonucuydu.

Ancak gerçek olan şudur ki, artık bu tür kritik günlerde adına ne dersek diyelim bu türden, toplumda panik, korku yaratan, herkesi hedef  kapsamına alan eylemler beklenir oldu.

Adresi ve sahibi belirsiz “kör terör” bıkkınlık yaratmaya başladı. Bu türde eyleme başvurunalarında amacı bu olsa gerek. Toplumda bıkkınlık ve yılgınlık yaratmak. Bu başarıldığında toplumu istenen hedefe yönlendirmek çok  ama çok kolay olmaktadır. Dünya deneyimleri bunu bize gösterdi.

Barış istemeyenler, diyalogu, müzakereyi bu yolla engellemeyi başardıkları için biz çözüm doğrultusundan bir adım ilerleyemiyoruz.Acılardan nemalananlar, acıların dinmesine müsaade etmiyorlar.

Şimdi asıl soruyu soruyorum. Vatandaş bu kadar çelişki tutum ve açıklamalardan sonra ne zaman, kime ve nasıl inanılacak ve güvenecek.  Kör terörle, kim  ne elde edilmek isteniyor.

1 Kasım 2010