Erdoğan ve Kılıçdaroğlu birbirine benziyor

Bu hafta Ankara’da, asker-hükümet çekişmesi üst düzeyde seyrediyor. Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında terfiler ve atamalar, hükümetle asker arasında soruna yol açtı. Başbakan, ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın’ hazırlanması emrini verdiği iddia edilen 1. Ordu Komutanı Orgenaral Hasan Iğsız’ın, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmasını ve Balyoz soruşturması nedeniyle haklarında yakalama kararı bulunan 11 muvazzaf sanık general ve amiralin terfisini engelledi.

Yandaş medya, bunun cumhuriyet tarihinde ilk kez olduğunu ileri sürerek, sivil otoritenin, seçilmişlerin ipleri ele alması olarak yorumladı. Demokratikleşme adımları olarak değerlendirdi. Hiç kuşku yok ki, referandum sürecini ‘vesayet rejimiyle’ hesaplaşmak olarak sunan AKP hükümeti, bundan yararlanmaya çalışacak.

Bu süreçte gözlerden kaçmaması gereken başka bir gelişme daha yaşandı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kongre sonrasında CHP imajını değiştirmeye dönük söylem değişikliği göze çarpıyordu. Deniz Baykal’dan tepkili cumhuriyetçiler yüzlerini yeniden CHP’ye dönmeye başladılar.

Özellikle seçim barajını yüzde 7 indirme teklifi, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la ilgili CHP yetkililerinin sözleri, yine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin değiştirilmesi teklifi verilmesi gibi bazı gelişmeler, kamuoyunda CHP’de ne oluyor sorusuna yol açtı.

Bu sırada, bu soruların boş beklentiler olduğunu kanıtlayan birçok gelişme yaşandı. En barizlerinden biri YAŞ tartışmaları sırasında yaşandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, hükümet ile asker arasında ortaya çıkan soruna ilişkin çarşamba günü ‘siyasiler ve sivil yöneticiler orduya karışmasın’ dedi. Bu açıklama CHP’nin askerin yanındaki geleneksel yerini muhafaza ettiğini ortaya koydu. Statükoyu korumadaki istikrarını, CHP’nin ne derece değişebilir olduğu ve Kılıçdaroğlu’nun sınırlarını gösterdi.

28 Nisan e-muhtırası nedeniyle Yaşar Büyükanıt’tan hesap sorulmasını isteyen Kılıçdaroğlu, Balyoz soruşturmasının şüphelilerine dokunulmamasını istiyor. Hükümetin, hukuksuz ve yasadışı çalışmasına bu şüphelileri korumak için ses çıkarmıyor. Hükümetin, haklarında yakalama emri olan askerlerle toplantı yapmasını sorun etmiyor.

Hükümet de YAŞ krizinde CHP’den fazla geri kalmadı.

İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın hazırlanması emrini verdiği için Hasan Iğsız’ınterfisini engelleyen Erdoğan, 28 Şubat’ta Sincan’da tankları yürüten Orgeneral Erdal Ceylanoğlu’nu 1. Ordu Komutanı olarak atadı. Bir yıldır emekliliğe sevk edilmesi beklenen ıslak imzanın sahibi Dursun Çiçek’e dokunmadı.

Haklarında yakalama kararı bulunan komutanlar resmi devlet toplantılarına katılıyorlar, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı bunlarla yasadışı toplantılar yapıyor, bu ne iştir diye sorulmuyor. Yandaş medya hükümeti neredeyse demokrasi şampiyonu ilan etti.

Askerler söz konusu olduğunda mahkeme kararlarını uygulamayan veya uygulayamayan, Beşiktaş Adliyesi’nde 102 askerin dosyasının mahkemeden mahkemeye gidip gelişini ve şüpheli sanıkların görevlerinin başında oluşunu film izler gibi seyreden siyasal iradenin, memleketi askeri demokrasinin ötesine taşıması nasıl söz konusu olabilir?

Her iki lider yalancı pehlivanlar gibi güreşiyorlar. İkisi de bu gerilimden siyaseten nemalanmaya çalışıyor. İkisi birbirine çok benziyorlar.

Bu nedenle iki lider de, emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın bir televizyon kanalında ‘failli meçhuller devlet politikasıydı, soruşturma açılacak ise, o dönemin bütün askeri yetkilileri hakında açılmalıdır’ sözlerini duymadılar. Bu sözlerin suç duyrusu sayılması gerekmez mi, ya da demokratikleşme, sivilleşme çabası içinde olduklarını iddia edenlerin ve ordunun yıpratılmasını istemeyenlerin Koramiral Atilla Kıyat’ın sözlerine ekleyecek sözleri olması gerekmez mi? Yok, çünkü aslında her ikisi de kendilerine dokunmadığı sürece askerden memnunlar.

06 Ağustos 2010