İlk darbenin 50. yılında sivil sorunu

Dün 1960 Askeri Darbesi’nin yıldönümüydü. Türkiye’nin siyasal tarihine askeri darbeler gireli tam 50 yıl olmuş. Ordu 50 yılda, siyasi iktidara, bir anlamda parlamentoya karşı üç askeri darbe ve bir postmodern darbe yaptı; bir e-muhtıra verdi; kaç kez başarısız darbe girişimi yaşandığı ise bilinmiyor.

2002-2004 yıllarında yarım düzine darbe girişimi olduğunu Ergenekon soruşturmasıyla yeni yeni öğreniyoruz. Ergenekon soruşturması toplumun ilk kez darbeler tarihiyle ve asker-sivil ilişkisiyle yüzleşmenin zeminini yarattı. Ya da bunu tetikledi. Konuşulmaya, sorgulanmaya başlandı.

Soruşturmanın akıbetiyle ilgili ciddi kaygılara rağmen bu sürecin birçok şeyin değişmesine yol açtığını söylemek gerek. Artık darbeciliği meslek haline getirmiş olanlar için hiçbir şeyin eskisi gibi olmasının mümkünatı kalmamıştır.

Asker-sivil ilişkisi ve askeri darbeler son bir yıldır üzerine kitap yazılan konuların başında geliyor. Yine son bir haftadır 27 Mayıs 1960 Darbesi üzerine konuşulan konu. ’27 Mayıs Darbesi’nin 50. Yıldönümü ve Türkiye Siyasetine Etkileri’ panelinde konuşan Prof. Serap Yazıcı, ‘Türkiye çok partili döneme çoğunlukçu 24 Anayasası’yla girdi. Eğer çoğulcu anayasa değiştirilip çoğulcu anayasa yapılarak girilseydi 27 Mayıs 1960 Darbesi olmayabilirdi. Böylece daha sonraki dönemdeki darbelere kapı aralanmazdı’ tespitini yaptı. Bu tespit, 50 yıllık asker-sivil ilişkisi ve ordunun siyasal, toplumsal yaşamdaki yerinin kaynağını ortaya koyuyor.

1960 Darbesi’nin sıradan bir darbe olmadığı kesin. Darbe yapanların öngörülerinden bağımsız olarak genç cumhuriyete yepyeni bir elbise giydirilmiştir. Türkiye üzerindeki bu elbiseyi, 50 yıldır çıkaramadı. 1960 Darbesi’nin sonuçları bir anlamda cumhuriyetin ikinci döneminin inşası sayılır. Sadece asker-sivil ilişkisi açısından değil, diğer toplumsal sorunlar ve konular açısından da bu böyledir. Mesela Kürt sorunu konusunda inkar eksenli ciddi asimilasyon ve tehcir politikalarının uygulamaya konulmaya başlandığı dönemin başlangıcı sayılabilir.

’60 Askeri Darbesi’yle Türkiye’nin nasıl bir sürece doğru yönlendirildiğini Hasan Cemal, Doğan Kitap’tan çıkan Türkiye’nin Asker Sorunu kitabında çok güzel özetlemiş. Hasan Cemal kitabında Türkiye tarihinde gezinerek son dönemdeki asker-sivil iktidar ilişkisinin fotoğrafını çekmiş.

Kitapta, Ergenekon soruşturmasından parça parça sahip olunan bilgiler bir araya getirildiğinde 2002-2004 tarihlerinde Türkiye’de ciddi bir askeri darbe girişiminin kıl payı ve güçlükle savuşturulduğu net görülüyor. Bu durumun siyasal tercih dışındaki nedenlerle ortaya çıkmış olması üzerinde düşünmeyi gerektiriyor. En azından ‘Türkiye’de darbe dönemi kapanmıştır’ iddiasının erken iddia olduğu anlaşılıyor. Yani ordu içindeki darbeci eğilimlerle hesaplaşılmadığını görüyoruz. Başka bir ifadeyle ordu-siyaset ilişkisinin normalleştirilmediği ve ordunun rejim içerisindeki yeri, konumu yeniden tarif edilmediği sürece bu tehlike varlığını sürdürecektir.

27 Mayıs’ın komutanları ordu için önemli tasfiye hareketi yapmışlardı. Ordunun içinde darbeci zihniyetin temizlenmesi için benzer bir şey aslında şimdi yapılması gerek. 2002-2004 yıllarında darbe arayışına giren ordu mensuplarının ve daha önceki darbecilerin istisnasız hepsinin Yassıada ve 27 Mayısçıların eğitiminden geçmiş olması bize bir şeyleri gösteriyor olsa gerek.

Kitapta Süleyman Demirel’in söylediği ‘Ordusuyla kavga eden merkez sağ oyunu artıramaz’ sözlerinin siyasal iktidarları nasıl yönlendirdiğinin birçok örneği var. Bu yaklaşım ordunun Kürt savaşındaki etkin rolünün zeminini oluşturuyor.

Askerlerin siyasal ve sosyal alandaki belirleyici rollerinin kaynağının siviller olduğu görülüyor. Hasan Cemal’in, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Turgut Özal’ın, Genelkurmay’la ilişkisinden verdiği örneklerle bunu gösteriyor.

Kitap, Türkiye’nin Kürt sorunu nasıl aynı zamanda bir Türk sorunu ise, asker sorununun da aynı zamanda bir sivil sorunu olduğunun hikâyesini anlatıyor. 27 Mayıs Darbesi’nin 50. yıldönümünde ve 8 yıldır olanların anlaşılmasını kolaylaştırıyor.

28 Mayıs 2010