Ak parti provokasyonu açığa çıkarılmalıdır

Türkiye Barış Meclisi, DTP kapatılması davası dolayısıyla 7 Aralık günü mektup yayınladı. Mektupta süreci ‘AKP hükümetinin, son aylarda Kürt sorununun çözümü doğrultusunda yarattığı iyimser hava İzmir, Bayramiç ve Diyarbakır’da genç bir öğrencinin hayatını kaybetmesiyle yaşananlar ve hükümetin olaylar karşısında gösterdiği tutum, hızla yerini eski, boğucu, karamsar ve şiddetin egemen olduğu ortama terk ediyor’ tespitini yapıyordu.

Mektubun yayınlandığı gün önce Serap Eser’in yaşamını yitirdiği haberi geldi. Akşamüzeri ise kaos çıkarmayı amaçlayanların Tokat’ın Reşadiye ilçesinde 7 askeri öldürdüğü haberi gelmesiyle yaşanan gelişmeler, bu tespitlerin çok ötesine geçmekte olduğunun işaretleri oldu.

Türkiye, şiddet sarmalından, aynı yazıda ifade edilen ‘Sorunun bugüne kadar çözümsüzlüğünün ana nedeninin inkar ve şiddet politikası olduğu’ unutularak çıkılamaz.

Bunu unutanların veya görmeyenlerin sadece Kürt siyasetini hedef tahtasına yerleştirmesi şiddet ortamını güçlendirmekten başka herhangi bir sonuç üretmemektedir.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin vereceği kapatma kararının sonuçlarının çok derin ve sarsıcı olacağı düşüncesi oldukça yaygın. Bu, toplumun bugüne kadar yaşananlardan ders çıkarması ve parti kapatmanın ayıbından kurtulma isteğidir.

Ancak Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, DTP ile İspanya’da kapatılan Herri Batasuna’yı karşılaştırarak Anayasa Mahkemesi’ne DTP’yi kapatın çağrısı yaptı.

AKP yetkilileri, parti kapatmaya karşı olduklarını söylüyorlar. Bu durumda Cemil Çiçek, ya hükümetin değil kaos yaratmak isteyenlerin sözcülüğünü yapıyor ve AKP bunu içine sindiriyor ya da AKP takiye yapıyor. Yani, aslında DTP’den kurtulmak istiyor. Tayyip Erdoğan’ın Bülent Arınç’ın yanında Çiçek’in ayrıkotu gibi durmasına karşı ikinci şık daha gerçekçi gözüküyor.

Bir başka şık da, hükümet sözcüsü ne dediğinin farkında değil. Ne yazık ki, son günlerde ağzından çıkan sözlerin farkında olamayan siyasetçi örnekleri çoğaldı. En kötüsü de, bu gibi durumlarda krizi yönetmek durumunda olanların ne yaptıklarının bilincinde olamamasıdır. Mağduriyet ve masumiyet, sorumsuzca davranışların bahanesi olamaz. Bu nedenle herkesin, öncelikle kendine hakim olması gerekiyor.

AKP hükümeti, sürekli başkalarını suçluyor. İyi şeylere sahip çıkıyor, kötü olan her şeye bir müsebbip bulmaya çalışıyor. Sanki hükümet etmeye çalışan başkaları gibi davranıyor.

Hükümet elindeki olanakları kullanarak, DTP’ye milliyetçi saldırıların bahanesine dönüşen Reşadiye provokasyonunu bir an önce açığa çıkarmalıdır. Bunu yapmadığı sürece yaşananların vebalinden kurtulamaz.

Bu provokasyonu gerçekleştirenlerin Kürt sorununun çözümsüzlüğünün devamını arzuladıkları ve DTP’nin kapatılmasının toplumsal zeminini yaratmaya çalıştıkları çok açıktır.

Her gün toplu cenazelerin kalktığı, sokaktaki şiddetin ve milliyetçiliğin siyasal iradeyi ve siyasal aktörleri teslim aldığı toplumsal koşullarda, sorunların çözüldüğünü gösteren örnek yok dünyada.

Bu noktada yapılması gereken, bu ortamın oluşmasına katkı sunmaktan uzak durmaktır.

Hiç kuşkusuz ki, DTP’nin kapatılması mevcut toplumsal atmosferi daha da ağırlaştıracaktır. Bu kez, kapatılmanın sonuçları eskilerinden çok daha ağır ve sancılı olacaktır.

Türkiye Barış Meclisi’nin ve benim yukarıda ifade ettiğim gibi ‘… her şeyden önce DTP, Kürt sorununun çözümünde önemli bir yere ve misyona sahiptir. DTP’nin kapatılması, çözüm ve diyalog için demokratik muhataplığın yarattığı fırsat ve olanakların, bizzat siyasal iktidar tarafından yargı marifetiyle yok edilmesi sonucunu doğuracaktır.’

İşte bu nedenledir ki, siyasal irade DTP’nin kapatılmasının toplumsal zeminini oluşturmayı amaçlayanların eylemlerini güçlendiren politikalar izleyerek, sadece DTP’ye karşı bir husumet sürdürmüş olmuyor, aynı zamanda sancılı bir sürecin ve kaos ortamının yaratılmasına da güç vermiş oluyor.

Tek çıkış yolu, hızla yaygınlaşma eğilimi gösteren sorumsuzca davranışları herkesin bir an önce terk etmesidir. Başka bir yol ise, Türkiye’yi 1990’ların zifiri karanlık günlere dönmeye zorlamaktır. Bu da nafile bir çabadır.
11 ARALIK 2009