CHP GENEL SEKRETER YARDIMCISI ALGAN HACALOĞLU AKP; HÜKÜMETİ NE YAPACAĞINI BİLMİYOR

Haziran 2009

Hakan Tahmaz

Farklı Sesler/BİRGün

Cumhurbaşkanı’nın, Kürt Sorunu’nda “iyi şeyler olacak” açıklamasından bir süre sonra yaşanan gelişmelerden biri de, CHP lideri Deniz Baykal’ın konuya ilişkin açıklamalarında görülen değişim oldu. CHP, yöneticileri uzun dönemdir unuttukları Kürt Sorunu’nu yeniden hatırladı. Herkes sorunun çözümü aşamasına gelindiğinde buluştu. Ama çözümün ne olduğunu ve nasıl olacağına ilişkin hiç kimse bir şey söylemeden zaman akıp gidiyor. İlk kez toplumun geniş kesimlerinde çözüm umutlarının yükseldiği bir dönemde CHP’deki bu gelişmeyi ve çözüme ilişkin önerileri konuşmak istedik. Bütün bunları, çatışmanın en yoğun olduğu dönemde SHP-DYP koalisyonunda, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı yapmış, SHP ve CHP’nin Kürt raporlarının hazırlanmasında görev almış ve şu an CHP Genel Sekreter Yardımcılığı görevini sürdüren Algan Hacaloğlu ile görüştük.

»Kürt sorununa ilişkin bir süre önce Cumhurbaşkanı, “iyi şeyler olacak” açıklaması yaptı. Bunu başka açıklamalar izledi. Ama hâlâ ne olacağı net değil. Süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanı’nın bu söylemi rasgele bir söylem değil. Ortadoğu’daki her türlü gelişmenin odağında petrol sorunu var. Rasgele değil dememin bir nedeni de, Irak müdahalesiyle ortaya çıkan Kürt oluşumunun geleceğiyle ilişkilidir. Bu iki nokta, ağırlıkla ABD’de olmak üzere, her yerde düşünülüyor ve konuşuluyor. Bölgedeki dengelerin belirlenmesinde Irak’taki Kürt varlığı ve Irak’ın istikrarı önemli rol oynuyor. İki yıl önce, MİT Müsteşarlığı, parlamentonun AB Uyum Komisyonu’na brifing verdi. Partimizden Şükrü Elekdağ ve Onur Öymen’in de katıldığı brifingde, anamuhalefetin bilgisi dışında ve görebildiği dünyanın dışında bir senaryonun yürürlükte olduğunu anladık.

»Nedir yürütülen senaryo?
Senaryoyu bütün boyut ve yönleriyle o zaman göremedik ama şöyle ipuçları vardı. MİT’in bu süreçte herkesle görüştüğünü gördük. Bunun altını çizmek istiyorum. MİT, Kürt meselesinin çözümü için herkesle görüştüğünü çok açık ifade etti. Bu herkes tanımının içinde gerçekten “herkesin” olduğunu sonra anladık.

»Herkes vurgusunu çok yaptınız kimler kastediliyor?
Ben, bu kadar net söyleyebilirim. Ama aklınıza gelen herkesle görüşülmüş. O zaman Irak’ta istikrarı sağlamak için ABD devreye girmişti. Bu görüşmenin bizi ürperten tarafları oldu. AKP’nin bazı konularda çok muğlâk olduğu, ülkenin bazı kırmızı çizgileri noktasında çok net olmadığını biliyoruz.

»Söylemek istediğiniz nedir?
Daha açık söylemem gerekirse, ABD, PKK’nin işlevini tamamlamak üzere olduğuna karar verdi. Bunu brifingde anladık, gördük. Ama karar verildiğinde her şey bir anda olmuyor. Bölgesel ve fiziki koşullar engel teşkil ediyor.
Kuzey Irak’taki Kürt oluşumuyla bizim iyi ilişkiler kurmamız gerekiyor. Bizim hem yanı başımızda, hem de stratejik bir yönü de var. ABD, PKK’yi desteklemiyor diye, PKK,  bir anda yok olacak değil, gündemden çıkacak değil. Ama ciddi gerilemeye başladı.
Çünkü ABD bu doğrultuda Talabani ve Barzani’ye basınç uygulamaya başladı. Talabani ve Barzani’nin, ABD’den bağımsız bir politika izlemesi mümkün değil. ABD, PKK’yi geriye iterken, ılımlı İslam projesini uygulamak istiyor. Bu bağlamda Güneydoğu’da bir cemaatin hâkim olmasıyla ve bunun Kuzey Irak’ta sağlayacağı ilişkilerle ve olanaklarla Kuzey Irak’ı istikrara kavuşturulmak amaçlandı. PKK faktörünü geriye iterken, bölge insanının ortak paydası olarak din öne çıkarılmak isteniyor.
»Hangi cemaatten söz ediyorsunuz?
Fettullah Gülen cemaatinden söz ediyorum Diğerleri tarihsel olarak zaten vardı. Ama bu cemaat örgütlendirildi. Strateji belirlenirken bu cemaatin güçlendirilmesi çok ciddi bir faktör olarak ele alındı. Bölge ilişkilerinde ehlileştirilmiş Hizbullah örgütünün kullanılması söz konusudur.

»Cumhurbaşkanı’nın tutumunda bunlar mı önemli rol oynadı?
Cumhurbaşkanı bu sözleri, ABD Başkanı Obama’nın, Türkiye’ye geldikten sonra ve Barzani ve Talabani’ye, basınç uygulamaya başladıktan sonra söyledi.

»Süreç, tıkanma işaretleri veriyor. Bunun Türkiye toplumuna faturası ağır olmayacak mı?
İnsanlar yaşama umutlarıyla tutunurlar. Bölge dünden farklı olarak çok siyasallaştı. Dün yanyana durduğumuz arkadaşlarımız Sırrı, Ahmet Türk’ün, zaman zaman büyük basınç altında olduklarını görüyoruz. Şu bir gerçek ki, bölge insanı büyük bir umutsuzluk içinde ve kafaları karışık.

»Bunun nedeni nedir?
Bunun nedeni bir taraftan umut havası yayılması diğer taraftan hiçbir şeyin belli olmamasıdır. En üst düzeyde bir şeyler söyleniyor, sonra bunların gereği yapılmıyor. İnsanlar bir süre sonra buna alışıyor ve yaşamı böyle sanmaya başlıyor. Yani çözüm umudu yok oluyor. Sonuçta insanlar başka arayışlara itilmiş veya mecbur bırakılmış oluyor. Yoksulluk, şiddet ve mağduriyet bölgede siyaseti zorlaştırıyor. Doğal olarak çözüme ilişkin irade zayıflıyor. Bunun sorumlusu hükümetlerdir. Bölgedeki bütün siyasal figürler eridi. Hatta koruculuk bile, belli ailelerin varlığını sürdürmenin aracına döndü. Bacak kadar çocuklar siyasetin unsurları haline geldi. Ne yaptığını neye hizmet ettiğini bilmeden çocuklar olayların içine sürükleniyor.

»Ama o çocuklar, “devleti yıkmaya kalkışmak ve terör örgütü üyesi” iddiasıyla  onlarca yıl ceza istemiyle yargılanıyor?
Evet, aynen böyledir. Bu bile durumun vahametini gösteriyor.

»CHP’nin, bugün Kürt sorununun çözümü için önerdiği yol haritası nedir?
Türkiye bu sorunu çözer. Türkiye’nin sorunu çözebilmesinin şansı, ABD’nin tavrıdır. Obama, Irak’ta normalleşmek istiyor. Irak kanadığı sürece burası da kanar.

»Çözüm için bölgesel gelişmeler uygun mu demek istiyorsunuz?
Evet, bölgesel gelişmeler Türkiye’nin inisiyatif alması ve çözüm için uygun. Irak’taki olumlu gelişmelerden çözüm için yararlanmamız gerek. Belki de Cumhurbaşkanı’nın da kafasındaki budur.

»Ne yapılmalıdır?
Bir kere bu mesele, AKP’nin meselesi değil. Altından tek başına onun kalkacağı basit bir mesele değil. Bu nedenle AKP, “ben yaparım, olur zihniyetini” terk etmelidir. Öncelikle TBMM’de diyalog zemini yaratılmalıdır. Buna AKP’nin, önayak olması gerek. Partiler üstü bir zemin öncelikle parlamentoda oluşturulmalıdır. Bir ulusal,  Türkiye projesine veya stratejiye ihtiyacımız var. Bu uygun biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bunun için belirli bir güvenin oluşması gerek. AKP güven vermiyor. Partiler üstü bir zemine ihtiyaç var.

»Buna resmi görüşme yapmamak için direnilen DTP de dahil değil mi?
Parlamentodaki tüm partiler dahil. DTP de kesin bunun içinde yer almalıdır. DTP’nin burada çok önemli rol oynayacağına inanıyorum. Bu oluşumun ya da çözüm programının Türkiye kamuoyunun genel desteğini alması gerekiyor.

»Kamuoyunun desteğini almak için ne yapılmalı?
Parlamento temsili organ, toplumun içselleştirmesi için sürece katılması gerek. Bu sivil toplum örgütleri kanalıyla olabilir. Çözüm konusunda Türkiye kamuoyu iyimser bir noktada ve bir beklenti içersinde. Bu da çok önemli bir fırsat. Türkiye’nin iç diyalogsuzluğu geçmişe oranla çok azalmış. Batı’ya göçlerin yoğunlaşmasıyla, diyalog zeminleri güçlendi. Bugün artık Silivri’nin seçimlerinde göç eden Kürtler önemli bir bileşen ve belirleyen. Eskiden asimilasyon daha güçlüydü, şimdi entegrasyon daha güçlü. Bundan sonra suların geriye akacağı kanaatini taşımıyorum. Ama akamaz diye dayatmacı ve gerçekleri görmeyen bir tavra girersek çözümü öteleriz. Böyle bir durumda daha derin bölgesel bir bataklığa gireriz.

»Çözüm programını nasıl tanımlamak gerek?
Çözüm, demokratik, laik, hukuk devleti normlarında, Türkiye’nin taşıyamayacağı motifleri devreye sokmadan ve eşitlik anlayışı temelinde olmak durumdadır. Bütün yurttaşlarda, bu ülkede, tüm devlet kurumları karşısında ve devletin olanaklarının kullanımı bakımından eşitim düşüncesinin yaygınlaşması gerek. Bir kere herkesin çözümün zamanının geldiğini görmesi gerek. Bir yabancılaşma var. Yabancılaşma Türkiye’nin entegrasyonunun en temel sorunu olabilir. Ülke genelinde entegrasyon artıyor ama, bölgede yabancılaşma da artıyor.

»Başbakan’ın açıkladığı, bölgeye dönük sosyal ve ekonomik önlemleri nereye koyuyorsunuz?
Bunlar bugünkü durumda çözüme katkı sunacak önemli şeyler değil. Sorunun ekonomik boyutu var. Ama bunları konuşmak için önce şiddetin durmasını sağlayacak önlemler geliştirmeliyiz. Bölgeye dönük pozitif ayrımcılığa ihtiyacımız var. Kamu yatırımı olmadan bölgede ekonomi canlanmaz. Bölgede bölgesel kalkınma modeli uygulanmalıdır.

»Hangi konuda pozitif ayrımcılık?
Bölgedeki yaşamın normalleşmesi için ekonomik, sosyal yönden ve hak arama kanallarının açılması için pozitif ayrımcılığa ihtiyaç var.

»Bölgede hak arama kanalları kapalı mı?
En azından Batı’daki kadar açık değil. İdarenin, bölgedeki aktörleri önce bunu içselleştirmeli. Çünkü bölge insanı idare olarak karşılarında, bu aktörleri görüyor. Yerellerde belediye başkanlarıyla sorun çözülmüyor, sorun kaymakam veya valilere dayanıyor. Bu iradenin, iktidarıyla, muhalefetiyle ortaya konmasının yanı sıra, bölge halkının buna güven duyacağı zemin yaratılmalı. Silahları bıraksın demek yetmiyor, bunun için siyasal irade gerek. Terör biter mi? Bitmezse de herkes elini çekmelidir. Irak Kürt Yönetimi bunu dünya kamuoyuna ilan etmelidir. Sorun sadece silahlı insanlarda değil. Bir de Avrupa’da olanlar var. Bu nedenle yapılacak projenin bir Avrupa ayağı olmalıdır. Bütün bunların olabilmesi için bölgede etkisi olanların ortak iradesi gerek. PKK, bunu kabullenebilir durumda olmalıdır. Bunun karşılığında tabiatıyla, PKK’nin ben ne olacağım sorusuna yanıtı, Türkiye Cumhuriyeti verir, vermesi gerekir.

»Deniz Baykal, “terör biterse genel af olabilir” sözleriyle bunu mu anlatıyor?
Bu kastediliyor. Raporlarımızda kısmi genel af var. Bunun olacağını herkesle paylaşmak gerek. Siz zaaf içersinden olursanız bunlar yapılamaz.

»AKP, zaaf içerisinde mi?
Sorunun çözümü çok zamana yayıldı. Uzun yıllar siyasi iradenin alanı nedir, askerin bununla ilişkili alanı nedir şekillenmedi. Bu işin askeri çözümü kalmadı, öldürerek bu iş bitmez, çözülmez. PKK’ye karşı mücadele edeceksin ama, sorunu da çözeceksin. Bataklığı kurutacaksın. 15 yaşlarındaki çocuklar sokaklarda. Bir de şunu söylemek gerek. Bu süreçte 1999’da büyük bir fırsat kaçırıldı.

»Fırsat olan neydi?
1999’da Öcalan’ın teslim edilmesi hiç değerlendirilemedi, boşa geçti. Ne umut verildi, ne rehabilitasyon sağlandı. Her aileden bir kişi dağa çıkmış durumda. Bölgenin normalleşmesinin gereği yapılmadı. Fırsat kaçırıldı, silahlı eylemler yeniden başladı. AKP’nin bu süreçteki şansızlığı konunun farkında ve hazırlıklı olmaması oldu. Dağdakilere normalleşme sürecinden yararlanacaklarının işareti verilmeliydi. Biz programız da “etnik talebe demokratik çözüm” dedik. Deniz Bey bunu “etnik kimlik, şereftir” diye formüle etti. Bu bireysel kültürel haklar zemininde olmalıdır. Kolektif haklar olarak değil. Ulus devletin, hiçbir biçimde etnik farklılıklara karşı olmadığını, toplum ve devletin yapısı olarak ortaya koymamız gerek. İnsanlar bunu böyle hissetmelidir.
***
DTP ile ilişkiler gelişecek
»AKP’nin DTP ile parlamentoda diyaloğa yanaşmadığı bir süreçte, CHP şiddetin ve çatışmanın durması için DTP ile neden işbirliği geliştirmeyi düşünmüyor?
Mutlaka, DTP’nin bu konuda yapacağı çok şey var. DTP bu konuda olumsuz faktör gibi algılanıyor. Bizim DTP ile karşıt kamplarda olma gibi bir konumuz yok. DTP Meclis’tedir, meşru bir partidir. Son zamanlarda gözaltına alma ve yargı baskısı gibi şeyler hiç şık değil.

»Süreçte ciddi riskler var. Bunu aşmak için DTP ile işbirliği yapmaz mısınız, çatışmanın durması için ortak irade gösteremez misiniz?
Ben sizinle Genel Sekreter Yardımcısı olarak görüşüyorum. Buraya kadar söylediklerim partinin ortak söylemidir. Bizim partide de, farklı renkler var. Eskiden içimizde tartışmalarda farklılık olurdu, tepkiler olurdu. Şimdi değişik yöreden insanlarımızla daha rahat konuşuyoruz. Deniz Bey de, kamuoyundaki bu olgunlaşmayı dikkate alarak adım atıyor. Söylemler, zeminler paylaşıldığı ölçüde birliktelikler kendiliğinden oluşacaktır. Bunun ipuçlarını görüyorum. İlişkiler de de görüyorum. İyiye gidiyoruz. Bu kadar ifade etmek isterim.
***
MİT’in senaryosu yürürlükte
»Bölgenin bir cemaatin egemenliğine girmesi midir hükümetin yeni açılı mı?
Yakın döneme kadar bu böyle geldi. Şunu söyleyebilirim, bugün MİT’in senaryosu uygulanıyor. Bu konunun çözümü için daha somut, daha pragmatik bir planın kamuoyuna sunulması gerek.

»AKP hükümetinin ya da Cumhurbaşkanı’nın bir planı var mı?
Plan ve programın olduğunu sanmıyorum. En azından bize yansıyan bir şey yok.

»Cumhurbaşkanı, Genel Başkanınız Deniz Baykal ile yaptığı görüşmede bu konuda bilgilendirme yapmadı mı?
Hayır, böyle bir şey yok. Sayın Cumhurbaşkanı, Genel Başkanımıza herhangi bir somut plan veya öneri sunmamış. Ben AKP’nin veya Cumhurbaşkanı’nın, kademelendirilmiş, bütünlüklü bir planının olduğunu sanmıyorum. Ana unsurları belirlenmiş, dinamikleri ortaya konmuş bir senaryo bize intikal etmedi. Varsa da bizim dahil olduğumuz bir şey değil. Ancak ortak laf olarak şu kullanılıyor “önce silahların bırakılması” isleniyor.

»Bu konuda Cumhurbaşkanı’na, Obama veya birilerinin güvence mi verdiğini düşünüyorsunuz?
Cumhurbaşkanın çıkışını küçümsemek istemiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye’yi temsil eden bir makamda bulunuyor. Keşke Türkiye insanının duyarlıklarını ve barışını gözeten bir senaryonun ipuçları olsa. Gerçekten bir çözüm aranıyorsa, böyle bir şey varsa bunu ana muhalefet partisinin genel başkanıyla paylaşmayacaksınız, parlamentodaki partilerin liderleriyle paylaşmayacaksınız da, kiminle paylaşacaksınız. Bu kadar kapalı bir şey yürütülebilinir mi? Biz çözüme katkı sağlarız. Bunu Deniz Bey, son zamanlarda çok sık vurguluyor. ABD, PKK konusunun gündemden çıkmasını istiyor.

»Sorun hükümette mi?
Evet, hükümet ne yapacağını bilmiyor, kafası açık değil. Bu sorunu gerçekten algılamış siyasetçi, AKP içinde ya çok az ya da çok ketumlar. AKP’nin, Kürt sorunu konusunda zihninin zafiyet içersinde olduğunu düşünüyorum. Buna Cumhurbaşkanı’nı nezaketen katmıyorum.