Uçurumun kenarı                                                        

Türkiye son bir haftadır yeni bir kötü muamele ve işkence iddiasıyla sarsılıyor. Abdullah Öcalan’ın avukatları, 16 Ekim 2008 Perşembe günü yaptıkları açıklamayla müvekkillerinin İmralı cezaevinde işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığını duyurdular. Böylece son aylarda, doğu ve güneydoğu bölgesinde Kürt sorunu dolayısıyla zaten artan gerginlik ve çatışmalar bölgenin yangın alanına dönmesine yol açtı.

Adalet Bakanı M. Ali Şahin, konuyu ilk duyduğunda “konuyu araştıracağım” açıklaması yaptı. Bir gün sonra ise,  iddianın gerçek olmadığı açıkladı. Bu en azında konunun önemine uygun bir ciddiyette yaklaşım değil. Türkiye’nin küçümsenemeyecek bir kesiminin, hassasiyetle ele aldığı bir soruna ilişkin, ayaküzeri yapılan açıklamanın bir işe yaramayacağı biliyor olsa gerek. Benzer bir konu 20 ay kadar önce yine gündem gelmişti. Benzer biçimde gerilim artmıştı. Hatırlanacağı üzerine 29 Şubat 2007 tarihinde Abdullah Öcalan’ın cezaevinde zehirlendiği iddiası ortaya atılmıştı. Ancak CPT ( Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi)  adına iddiayı araştıran heyetin raporundan sonra, gerilim geriledi ve konu gündemde düştü. Ancak heyetin raporunda alınması gereken önlemler hala yerine getirilmedi. 13 Ekim 2008 tarihinde yeniden Türkiye gelen CPT heyeti gözlem ve incelemelerde bulundu. Önümüzdeki günlerde rapor hazırlanacak.

Adalet Bakanı,  şimdi nasıl bir araştırma yapıldığını dahi açıklama gereği duymadı. Araştırmadan kast edilenin en olduğu bir muamma. Yani konunun yarattığı toplumsal sorunun önemsemez görünüyor.  Böylelikle gerilimin tırmanmasının önü açılıyor. Son dönemdeki gerilimin tırmanmasından, yerel seçimler nedeniyle PKK’nın memnun olduğu, çok sık yazılıyor. Bunun tam terside olabilir. Yani gerilimin tırmanması nedeniyle, sistemle problemi olmayanların oylarını toparlamak için AKP gerilimi göze alıyor olabilir. AKP, bu kez de tek alternatif görünmek için bu durumu kullanıyor olabilir.

Ancak oynadığı ateşin büyüklüğünün pek farkında olmadığı anlaşılıyor.  Çünkü bu oyun toplumun sinir uçlarına dokunuyor. Toplum tahammül sınırları aşmanın eşiğinde dolanıyor. DTP Genel başkanı Ahmet Türk’ün 21 Ekim 2008 Salı günü Diyarbakır’da yaptığı basın açıklamasına bir de bu gözle bakmanın sayısız yararı var.

Bugünkü şiddet, çatışma ve gerilimin yanında  “beterin betiri var” değişini akıldan çıkarmadan, zaman geçirmeden inandırıcı ve sahici adımlar atılmalı, kamuoyuyla paylaşılmalı.  AKP hükümeti ve Adalet Bakanı kuru hamaset nutuklar atma yerine, ilk adım olarak Mart ayında yayınlanan yukarıda sözünü ettiğim CPT raporunun gereğini yerine getirmeye başlamalı. Böylece eğer iddia ettikleri gibi bu konuyu istismar edenler var ise bunu da bütün toplum görmüş olacak. Aksi halde işkence ve kötü muamele konusunda sicili hayli kabarık Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı’na bırakalım Kürtleri,  AKP oy verenler dışında kimse inanmaz.

Adalet Bakanı ve hükümet bugünkü medyanın tutumuna aldanarak Abdullah Öcalan’a her hangi bir tutuklu için göstermek zorunda olduğu duyarlılığı dahi göstermez ise, olup bitenin altında kalacağı kesin.  Ve 5 Ekim 2008 tarihinde Aktütün saldırısı üzerine BirGün gazetesinde yaptığım “savaş kontrolden çıkıyor” tespitimin gerçekleşmesi korkunç olacak.

 

BirGün Gazetesi

23 Ekim 2008