BARZANİ KERKÜK’TE NE KADAR ISRARLI OLACAK

ABD’deki başkanlık seçimlerine iki aydan az bir süre kaldı. Başkan Bush, seçimler öncesinde Irak’ta “normalleşmeye” dönük yeni adımların atılması için çabalıyor. Demokratlara karşı, cumhuriyetçilerin elini güçlendirecek önemli unsurlardan biri Irak’ta işlerin yolunda gitmeye başlaması olabilir ama bu kolay gözükmüyor. Çünkü Irak’ta her gün yeni bir sorun baş gösteriyor. 2005’te Anayasanın kabullünden sonra “normalleşmeye” dönük neredeyse hiçbir adım atılamadı. İşgal sonrasında Anayasa Grubu diye adlandıran tarihi Şii-Kürt ittifakı çatladı. Çatlağın oluşmasında üç ana sorun rol oynuyor. Petrol rezervlerinin dağıtımı, peşmergelerin durumu ve Kerkük’ün statüsünün belirlenmesi. Bu konular etrafında Şii yetkililerle, Kürt siyasal güçleri arasındaki anlaşmazlıklar her geçen gün çoğalıyor. Yeni ittifaklar oluşuyor. Bu çatlağın giderilmesi oldukça zorlaşıyor.

Çatlağı derinleştiren ve ABD’nin işini zorlaştıran bir gelişme de Ekim 2008’de yapılması planlanan yerel seçimler konusunda oldu. 22 Temmuz 2008’de Kürtlerin karşı çıkmasına rağmen, Şii, Suni ve Türkmen ittifakıyla Irak Parlamentosu çoğunluk oylarıyla yerel seçim yasasını kabul etti. Toplantıya katılan 140 vekilden 127’si evet oyu verdi. Kürt ittifak listesinden seçilen Irak Parlamentosu başkan yardımcıları Şii Şeyh, Halil El Attinay ve Kürt Arif Teyfun oylamayı boykot etti. Kürtler oylamayı Irak Anayasasına aykırı ilan ederek, büyük tepki gösterdi. Yasa, usul yönünden Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani tarafından veto edildi. ABD, krizin aşılması için taraflarla temasa geçti. Hatta Başkan Bush, Irak Kürt Bölgesel Başkanı Mesut Barzani ile telefon görüşmesi yaparak, sorunun aşılmasını istedi, ancak bu temas ve görüşmeler bir sonuç vermedi.

YEREL SEÇİM YASASI

Krize yol açan 24 maddelik yasa, Kerkük’te yerel yönetimin Türkmenler, Kürtler ve Arap’lar arasında eşit dağıtımını esas alıyor ve referandumu anlamsız kılıyor. Kürtler ise seçim sonuçlarına göre Kerkük’te yetkinin adil dağıtılmasını savunuyor. Yasa, esas olarak Kerkük’ün Saddam dönemindeki halini veri olarak kabul ediyor; 2003’teki verileri esas alıyor. Bunun anlamı işgal sonrası Kerkük’e gelen Kürtlerin geldikleri yere geri dönmeleri, Kerkük’ten gönderilen Arapların ise geri getirilmesi. Yasa ekim ayında yapılacak yerel seçimleri 6 ay erteliyor. Bu 6 ay içinde Kerkük yönetimi 32 Kürt, 32 Arap, 32 Türkmen ve 4 Hıristiyan’dan oluşacak. Alınacak kararlar, sonrası için de geçerli sayılacak. Ayrıca Irak yönetimi içinde Kerkük sorununa ilişkin kurulacak bir komisyon rapor hazırlayacak. Bu süre zarfında Kerkük’ün güvenliği ve asayişi, orta ve güney Irak’tan gelecek sadece Iraklı askerler tarafından sağlanacak. Kerküklüler ve Kürtler bu ordu içinde yer almayacak.

Aynı günlerde hâlihazırdaki yasaya göre Kerkük İl Meclisi’nde çoğunluğa sahip Kürt vekiller, yerel seçim yasasına tepki olarak, Kerkük’ü Kürt bölgesine bağlamaya dönük karar aldı. Hiçbir biçimde Bağdat Meclisi tarafından onaylanmayacak bu kararın bir tür Bağdat’a kontur çekmek için alındığı çok açık. Nitekim Mesut Barzani karar sonrasında “Referandum öngören Anayasa uygulanmazsa, İl Meclisi’nin kararı yerinde olacaktır, biz de destekleyeceğiz” dedi.

Erbil’de, 29 Temmuz 2008’de Kürtlerin yaptığı yasa karşıtı protesto gösterisine düzenlenen bombalı saldırıda 25 kişi yaşamını yitirdi. Göstericiler Türkmen Cephesi’ne ait birçok binayı yağmaladı. Türkmenler ise Kerkük İl Meclisi’nin kararını ve kendilerine dönük saldırıları bir gösteriyle protesto etti. Kürtler gösterilere 30 Temmuz 2008’de Süleymaniye ve Şaklava’da devam etti.

Unutulmayalım ki, yasanın içerdiği tüm önermeler Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin, 2 Şubat 2008’de Kerkük’te, basına duyurduğu Türkmen ve Arap liderleriyle mutabık kaldığı 7 maddelik öneriler ile 10 Mart 2009 Türkiye ziyaretinde ifade ettiği öneriler bu yasayla aynı içerikte. Yine 4 Haziran 2008’de Kürt Bölgesi Başbakanı Reçirvan Barzani, Dubai’de Reuters’e verdiği demeçte Talabani’nin, Kerkük’e ilişkin yaklaşımını desteklediğini söyledi. Her ikisinin daha sonra tutum değiştirmesinin nedeni ise yerel seçim yasasına karşı Kürtlerin gösterdiği tepkidir.

KRİZ DERİNLERDE

Krizin boyutlarını kavramak için soruna çok yönlü yaklaşmakta yarar var. Yerel seçimlerin gerçekleşebilir olması aynı zamanda Kerkük sorununun aşılması veya ertelenmesi anlamına geliyor. Nitekim ABD’nin ekim ayında yapılacak yerel seçimlerin Kerkük dışındaki 17 eyalette yapılması, Kerkük’te ise ertelenmesi önerisi, Kürtler tarafından kabul edildi. Ama Arap ve Türkmen Cephesi öneriye çok sıcak yaklaşmadı çünkü bugün Kerkük fiilen Kürt yönetimine bağlı. Ancak Türkmen cephesi ve Araplar buna bir an önce son vermek istiyor.

Kerkük sorununun çözümü için yapılan önerileri, Kürtler, özerk Kürt Bölgesi’ne, Araplar, Bağdat’a bağlanmasını, Türkmen Cephesi ise özerk bölge olmasını ve sonuncu ise Kerkük Bölgesi’nin yapılacak referandum sonuçlarına göre bölünmesini istiyor biçiminde özetlemek sanırım mümkün.

Bu önerilerden hangisi benimsenirse benimsensin, Kerkük sorununu ne kadar çözeceği tartışmalıdır. Ancak Kürtlerin referandum talebi meşruiyetini Anayasadan alıyor. Aynı ölçüde güçlü ve meşru bir başka talep ise şu ana kadar ortaya atılmadı. Anayasanın yapılması sırasında sağlanan mutabakatın bozulmasına yol açan nasıl bir gelişme yaşandığı sorusu ise esas problemin çözümünü kolaylaştıran bir soru olarak orta yerde duruyor.

Kürt yönetimi, Anayasanın 140’ıncı maddesinin gereği referandumun yapılmasını istiyor, ama Anayasa referandum için gerekli gördüğü hiçbir düzenlemenin yerine getirilmesi için zorlayıcı olmuyor. Kerkük sorunu, Irak’ın geleceğini belirleyecek bir sorun haline gelmiş durumda. Irak Anayasasına göre 2007 sonunda yapılması gereken referandum Haziran 2008’e ertelendi ama yine yapılamadı. Tam bir belirsizliğe bırakıldı. Kuvvetle muhtemeldir ki benzer şey yerel seçimlerin başına gelecek. Veto edilen seçim yasasının yerine yeni yasa çıkarma konusunda bir mutabakat sağlanamadan meclis tatile girdi. 9 Eylül’de yeniden açıldığında ekim ayına kadar mutabakat sağlanması çok zor. Ayrıca Irak seçim kurulu meclis tatile girmeden önce seçimlerin yapılabilmesi için gerekli yasal düzenlemenin zamanında yapılamaması nedeniyle yerel seçimlerin ertelenmesini istedi. Anlaşılan yerel seçimler de ertelenecek.

İşgal sonrası Irak’ta oluşan her sorunu zaman kazanmak için öteleme taktiği “normalleşmeden” daha fazla uzaklaşmaya yol açıyor. Bu duruma ABD ve müttefikleri ne kadar tahammül edecek belli değil, ancak her gün tahammül sınırları daha fazla aşılıyor. Irak’ta ise tahammül sınırlarının çoktan aşıldığı, bölgeden olup bitenden anlaşılıyor. İşgal sonrası en sakin olan Kerkük Bölgesi artık neredeyse Bağdat kadar gerilimli ve güvenlik açısından tehlikeli bir bölgeye dönüştü. Kürtlerle diğer etnik kesimler arasındaki gerilim ve çatışmalar her geçen gün çoğalıyor, birlikte yaşam zorlaşıyor.

SORUN KERKÜK İLE SINIRLI DEĞİL

Kerkük sorununu sadece Kerkük petrolü sorunu olarak ele almak ne kadar mümkündür veya doğrudur, tartışmalı bir konudur. Çünkü Kerkük petrolü dünya petrolünün yüzde 4’ünü, Irak petrolünün yüzde 13’ünü oluşturuyor ama aynı zamanda şu anda statüsü belirsiz diğer yerleşimlerde de en azından Kerkük’teki kadar petrol var.

Kerkük sorunu diye tartışılan konu sadece Kerkük’ün statüsünün belirlenmesiyle sınırlı bir sorun değil. Bir dizi kentin statüsünün belirlenmesi ya da Kürt Bölgesel Yönetiminin sınırının nihai olarak belirlenmesi sorunudur. Bugün resmi Kürt Bölgesi kapsamında Erbil, Süleymaniye ve Dohuk yer almasına karşı, Kürtlerin hak iddia ettiği ve şu anda kontrolü altında tuttuğu fiili Kürt Bölgesi Selahaddin, Kerkük, Ninova ve Diyala eyaletinin bir bölümüdür. Kerkük diye bilinen sorun aynı zamanda Irak’ın kuzeybatısında yer alan Sincar ile doğudaki Diyala eyaletine kadar uzanan bir alanı kapsıyor. Bu alan, Karakuş, Mahmur, Hankin, Mandali, Altun Kupri’de, Bardeleş gibi yerleşimlerini içeriyor.

KRİTİK BİR SÜREÇ

Görünen o ki, Barzani, Kerkük sorununda direnecek.1970’lerin başından itibaren KDP ve Barzani ailesi Kerkük’ü Kürt sorununun çözümünün merkezine koydu ve kutsallaştırdı. Doğal sonuç olarak da Kürtler için Kerkük en hassas sorun haline geldi. 1970 Anlaşmasında Saddam, Molla Mustafa Barzani’ye Kerkük’ü Araplar ve Kürtler arasında paylaşmayı önermişti, ancak Molla Barzani bunu kabul etmedi. Anlaşma bozuldu. Barzani, “Neden anlaşmayı bozdun” diye soranlara “Bu uğurda her şeye hazırız, hepimizin öldürülmesine karar verilse de, çünkü ben, Kürtlerin kabrime gelip tükürerek, ‘niçin Kerkük’ü sattın?’ demelerinden korkuyorum” yanıtını verir. Mesut Barzani bu sözleri, babasının yaşamını anlattığı Doz Yayınları’ndan çıkan iki ciltlik “Barzani” kitabına alarak, tüm Kürtleri yönlendirmeye çalışıyor. Şimdi Kürtlerin ve K. Irak’ta oluşmakta olan özerk Kürt yönetiminin geleceği bu soruna kilitlenmiş durumda. Mesut Barzani’nin eli fazlasıyla zayıflamış durumda çünkü ABD, Irak’ta işleri daha fazla eski müttefikleri üzerinden yürütemeyeceğini gördü. Yeni müttefikler ararken diğer taraftan Kürtleri rahatsız edecek davranışlardan işgalin ilk dönemlerindeki gibi kaçınmıyor. Bunun en güzel örneği Türkiye’ye sınır dışı operasyon konusunda verdiği destekte görüldü. Yani ABD, artık Kürtlerin her istediğine eskisi gibi sıcak bakmıyor. Kerkük konusunda da diğer etnik kesimlerle gerilimli bir çözüme destek vermesini beklemek artık çok gerçekçi değil. Ayrıca Kürtler, Kerkük sorununda Türkiye, İran, Suriye gibi bölge ülkelerinin hiçbirinin desteğine sahip değil. Hatta bölge ülkeleri Kürtlerin ısrarlı bir biçimde istemelerinin Irak’ta sorunları derinleştirdiği noktasında birleşmiş durumda. Barzani’yi esas yalnızlaştıran ise Kürtler içersindeki tutum farklılığı. Celal Talabani’nin referandum yapılmadan sorunun çözümünü kabullendiğini yukarıda aktarmıştım. Kürt Özerk Bölgesi Başbakanı Reçirvan Barzani ise Cumhurbaşkanı Talabani’ye destek veriyor. Yani sadece KDP ile YNK arasında bir farklık oluşmadı. KDP içinde de farklı tutum söz konusu. Kaldı ki, şu anda Kerkük’te esas ağırlıktaki güç Talabani’dir. Bunun bir sonucu olarak da Kerkük’te Barzani’lerin dili kurmanca değil, Talabani’lerin dili soranıca konuşuluyor. Yerel seçim yasasına ilişkin Kürtlerin birlikte tutum almış olması aslında bu farklı tutumu ortadan kaldırmıyor. Kürt siyasetçilerin birlikte davranmalarını sağlayan KDP’nin sert tutumu oldu. Aslında Başkan Mesut Barzani de bu sorun etrafından çok fazla gerilim ve çatışmanın sürdürülebilir olmadığını görebilecek kadar deneyime sahip. Ancak hem babasının vasiyetini çiğnemek istemiyor, hem de Kürtlerde oluşacak tepkiyi minimize edecek bir sürece ihtiyaç duyuyor.

 

Anayasaya rağmen Kerkük’te referandumsuz çözüme doğru gidiş, çeşitli belirsizlikler, yerel seçimler nedeniyle ortaya çıkan krizin aşılamaması aslında Irak’ta oluşan “anayasal yapının” ne kadar eğreti, uyduruk olduğunu gösterdiği gibi, Irak’ta normalleşmenin ve ABD’nin işinin her geçen gün zorlaştığını gösteriyor. Esas tehlike ise, işgal sonrasında ısrarla vurguladığım bir gerçeğin ortaya çıkmaya başlaması. ABD işgali, Irak’a ciddi etnik boğazlaşmayı getiriyor ve bölgeyi barut fıçısına dönüştürüyor. Bu barut fıçısının, petrol yatağı Kerkük’te tutuşması ise yangının bütün bölgeyi sarmasına yol açacağından hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Ortadoğu’da yaşanacak Kürt-Türk-Arap etnik savaşının ise başka hiçbir bölgedeki savaşlara benzemeyeceğini söylemek için kahin olmak gerekmez. Bu nedenle 2008’in son çeyreğinde K. Irak’ta olup bitenlere bu gözle bakmakta büyük yarar var. Bu sonbaharda yaşanacak gelişmeler Irak’ın kaderini çok fazla etkileyeceğe benziyor. Başta bölgenin Kürt sorunu yeni boyut kazanabilir.
HAKAN TAHMAZ

BirGün  Gazetesi 26 Ağustos 2008