Baykal’dan yanlış hesap 

Basın, Deniz Baykal’ın, dünkü TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmasının sadece anayasa mahkemesi kararıyla ilgili bölümünü verdi. Baykal’ın konuşmasındaki önemli konulardan biride gecen hafta Diyarbakır’da yaptığı konuşmasına yaptığı gönderme olsa gerek. Baykal, anayasa mahkemesinin kararının gölgesinde kalan Diyarbakır konuşmasını yeniden hatırlatarak grup konuşmasında özetle ”Ana dilimizi öğreneceğiz, öğreteceğiz, konuşacağız. Elbette anadilimizde özgür insanlar olarak, Cumhuriyetimizin sağladığı olanakları kullanarak, kitap çıkaracağız, televizyon yayın yapacağız. Bunlar, serbest. Bunlarda bir sorun yok ama hepimizin bu milletin bir parçası olduğumuzdan şüphe duymayacağı” söyledi.

 

2004 yılından sonra, bölgede Kürt düşmanı olarak anılmaya başlanan Deniz Baykal, bu konuşmayı neden yaptı? Deniz Baykal, son yıllarda “Kürt sorunu yok, terör sorunu var” yaklaşımını savunan bir siyasetçi.  Partisi tarafında çeşitli tarihlerde hazırlanmış raporları, hatta kongre kararlarını yok sayarak, Kürt sorununda en geri, tutucu siyaset izlediği bir süreçte bu konuşmayı yaptı.Deniz Baykal, genel başkanlığının ikinci döneminde, Kürt sorununda Bülent Ecevet’in izlediği siyaseti benimseyerek Kürt sorununu terörle ve yoksullukla mücadeleye indirgeyen şoven bir yaklaşım sergilemeye başladı. Bugüne kadar, K.Irak’lı Kürt liderlerine dönük en aşağılayıcı, milliyetçi tabirleri CHP sözcüleri kullandı.

 

Üstü Örtülü PKK’li

Ağustosu 2005’te Gencay Gürsoy başkanlığında başlattığımız çalışma bir parçası olarak başbakanla görüşen Gencay Gürsoy, Adalet Ağaoğlu’nun içinde yer aldığı heyetimizi üstü örtülü bir biçimde PKK’lı ilan etti. Bu heyetle başbakanın görüşmesini PKK ile pazarlık olarak adlandırdı. Başbakanın, Diyarbakır’daki konuşmasında ve bizimle görüşmede ifade ettiği “Türkiyelilik” üst kimliğine en şiddetli karşı çıkan siyasetçinin Deniz Baykal olduğu gazete arşivlerine göz atıldığında  çok rahat görmek mümkün.

 

14 Aralık 2005 tarihinde bütçe görüşmeleri tutanakları incelendiğinde Deniz Baykal’ı etnik kimlik konusundaki yaklaşımının ne derece inkârcı, tekçi olduğu görülecektir.

 

Bu tekçi ve şoven yaklaşım sadece Deniz Baykal’a sınırlı bir yaklaşım değil. Bu CHP’nin yapısal sorunu. CHP merkez kadrolarının büyük bir kısmı benzer bir yaklaşıma sahipler. Bunlardan biri de genel başkan yardımcı Onur Öymen’dir. Sadece Kürt meselesinde değil, azınlıklar konusu ele alırken de aynı ayrımcı, tekçi zihniyetin uç ulusçu bir tarzda ırkçı bir noktaya savrulduğunu çok sık gördük. 19 Ocak 2007 tarihinde öldürülen Hrant Dink’in ardında atılan “Hepimiz Ermeni’yiz, Hepimiz Hrant Dink” sloganına ilk tepki gösterenlerden biri de Onur Öymen oldu. 21 Ocak 2007 tarihinde CHP Ordu il örgütünde düzenlediği basın toplantısında Öymen,  sloganı ağır bir dile ve milliyetçi bir yaklaşımla eleştirdi.

 

Her şeyi bir kenara bırakalım daha birkaç ay önce K.Irak’a yapılan kara saldırısının 8 gün sonra bitirilmesini eleştiren CHP’ye ne oldu da Kürt’leri tekrar hatırladı. CHP’nin Kürt meselesinde “yeni” siyasetini doğru değerlendirmek için bu soruya doğru yanıt vermek gerekiyor. Aslında Deniz Baykal’da ve CHP değişen çok fazla bir şey yok. Olabileceğine dair işarette yok. Baykal’ın Kürt sorununun geldiği aşama bakımından bu söylediklerinin ilerletici hiçbir yanı yok. Sadece kendisindeki farklılaşmanın işaretleri sayılabilecek sözler ediyor.

 

Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin başlamasıyla CHP, kuruluş felsefesi uç ulusalcı, milliyetçi, statükoculuğu kaba bir tarzda görünür kılan bir parti oldu. Bülent Ecevit’in iki binli yıllarda boş bıraktığı alanı doldurmaya çalıştı. Ancak, bu alanın sınırları çok geniş değildir. Bu 2007 seçimlerinde çok açık olarak görüldü. Devletin bir kısım kurumlarına dayanarak, onların sözcülüğünü yaparak siyaset yapmanın sonuna doğru yaklaşıldığı görüyor olsa gerek.

 

Son Ergenekon operasyonu ve yargı kurumlarının peş peşe yayınladıkları bildirilerin toplumsal etkisinin siyaseten ne kadar olduğunu görüldü. CHP lideri bu durumu aşabilmek için AKP’nin, bölgede Kürt seçmenleri nezdinde yaşadığı yıpranmayı da dikkate olarak yeni dil oluşturmaya çalışıyor. Yaklaşan yerel seçimler de AKP’nin ve DTP’nin yıpranmışlığıyla bölgedeki Kürt kararsızların oyunu almayı planlıyor. Ama bu mümkün değil. Deniz Baykal yine yanlış hesap yapmakta. Çünkü bölge insanının AKP ve DTP’ne oy vermesinin nedenlerini değerlendirmeden hesap yapıyor. Bu her iki partiye Kürtlerin oy vermesinin esas nedeni, sorununa geleneksel devlet siyasetiyle bakmamaları ya da en azında böylesine bir kanın seçmenlerde oluşmasıdır.  Özellik AKP’ne Kürtler büyük ölçüde bu nedenle oy verdi.

 

CHP seçimler öncesinde K. Irak’a askeri müdahaleyi savunurken, bunun şahinliğini yaparken DTP buna direniyordu, AKP ise müdahalede bulunmamak için oyalanıyordu. Daha bir hafta önce mecliste Kürtçe TV yayına hayır oyu veren Deniz Baykal, 5 Haziran 2008 tarihinde Diyarbakır’da MYK toplantısı öncesinde yaptığı konuşmasında   “anadilini bilme, öğrenme, öğretme bu konuda yayın yapma hakkının insan haklarının temel gereği olduğunu” söyleyerek Kürtleri kazanmaya çalışıyor. Baykal bilmiyor ki, bunları söylüyor olmak Kürtler için hiç bir şeyi ifade etmiyor artık. Kürtler 70’lerin, 80’lerin hatta 90’ların Kürtleri değil. Kürtlerin devletin değişeceğine dair umutları hala var ama Deniz Baykal’ın değişebileceğinden umutlu değiller. Haksızda sayılmazlar. Kürt seçmen Kürt sorununa yaklaşımda CHP ile MHP arasında bir fark görmediği sürece niye Deniz Baykal’ı seçsinler. Hatta Devlet Bahçeli Kürt vekillerle tokalaşıyor ama Deniz Baykal eski meclis grubundan arkadaşı Ahmet Türk’ün yüzüne bile bakmıyor. Kürtler bunu TV’den, gazeteden öğreniyor, eski gibi seçim zamanında kendisine anlatılanla yetinmiyor. Baykal’da geçte olsa bunu fark edecek.  Diyarbakır baro başkanı Sezgin Tanrıkulu’ya annesi, oğlum bu Baykal Kürtlerden ne istiyor diye sormuş? Bu soru anlayan için Kürtler nezdinde Deniz Baykal’ın durumu iyi özetlemektedir.

 

BirGün Gazetesi