SIRA BARIŞ İÇİN SOMUT ADIMLARIN ATILMASINDA 

17 Ağustos 2005 Evrensel Gazetesi

Hayli uzun bir süredir Kürt sorunun demokratik, adil ve eşit çözümüne ilişkin etkin ve bütün toplumu sarsacak ne yapılabilir üzerine yürüttüğümüz tartışmaların sonrasında;  15 Haziran 2005 tarihinde meslek örgütü, sendika,  demokratik kitle örgütü, siyasi parti yöneticisi, yazar,  sanatçı ve bilim insanlarından oluşan 150 kişinin imzası ile PKK ve hükümete çağrı yaptık. 5 yıldır yaşanmakta olan “kısmi barış” ortamının hızla bozulması, her gecen gün artan çatışmalar, operasyonlar ve   AKP hükümetinin sorunun çözümü doğrultusunda demokratik ve siyasal irade koymaktan çok Kürt sorununu asayiş sorununa indirgeyen politikaları  bizi böyle bir çıkışa zorladı.

Çağrımızla,   Türkiye’nin en köklü ve temel sorunu olan Kürt sorunun demokratik çözüm iradesinin ortaya çıkması ve kalıcı barışın sağlanması için her şeyden önce çatışmaların son bulmasını amaçladık. Bununla yetinmedik kalıcı barışın ve Kürt sorunun çözümü için herkesin demokratik toplumsal yaşama dâhili için hükümetin yasal düzenlemeler yapmasını istedik.   Buna fırsat vermesi için PKK’nın silahlı eylemlere son vermesini istedik. Biz silahları bırakın çağrısı yapmadık. Gerek çağrı metnimizde gerekse sözcümüz Prof. Dr. Gencay Gürsoy konuşmalarında böyle bir şey yok. Kalıcı barış için daha fazla özveriyi PKK’ den istedik, hükümetten istemedik. Çünkü barışı en çok isteyenlerin ve özleyenlerin daha fazla özveride bulunması kadar doğal bir şey yoktur. 80 yıldır inkâr ve imha politikası yürütenlerden özveri beklemek kadar da tuhaf bir şey yoktur. Hükümetten daha fazla özveriyi biz değil bu politikaları onaylayanlar isteyebilir.

 

Başbakanın Diyarbakır gezisiyle bu görüşmenin /konuşmanın zamanlamasının bir ilişkisi olabilir. Ama bence esas olarak AKP, Kürt sorununda çözümsüzlüğün kendi sonunu getirmekte olduğunu gördü ve yeni bir Kürt siyaseti oluşturmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin ABD’den PKK’ ye karşı beklediği desteği görmemesi, 3 Ekim süreci, çatışmaların ekonomide ortaya çıkaracağı olumsuz sonuçlar, etnik toplumsal gerilim ve çatışmaların artması, büyük kentlere doğru kayan eylemler ve nihayetinde AKP’nin 3 Kasım seçimlerinde  oy aldığı seçmen kitlesinin küçümsenemeyecek bir kesiminin beklentilerine yanıt verememiş olmasının yarattığı daralmayı aşmanın en uygun alanın Kürtler olduğuna karar vermiş olması   AKP’yi yeni bir Kürt siyaseti belirlemeye zorlayan esas etmenler diye düşünüyorum.

 

15 Haziran’da yaptığımız çağrının bir tarafı hükümete yönelikti. Hükümetin, kalıcı barışı ve çatışma ortamının sona ermesi için yerine getirmesi gereken görev ve sorumlukları var . AKP hükümeti 3 yıla yaklaşan iktidarı döneminde  Kürt sorununu  tamamen askere havale eden ve  güvenlik sorununa indirgeyen  bir hat izledi. Hükümetle; sorunun bir asayiş, “terör“ sorunu olmadığını, toplumsal, siyasal, kültürel, sosyal bir sorun olduğunu  bir kez  daha ifade etmek ve bunun demokratik bir biçimde  çözümünü istemek için görüştük. Görüşmede ilk kez bir Başbakan sorunu Kürt sorunu olarak tanımladı. Daha önce ‘düşünmezsen Kürt sorunu yoktur’ diyen Başbakan  ‘Kürt sorununu demokratikleşmeyle çözeceğiz’ sözü verdi. Diyarbakır’ da bir adım daha  ileri gitti. Geçmişteki hatalardan söz etti. Bir tür özeleştiri verdi. Bunların küçük ama önemli adımlar olduğunu düşünüyorum Sorunun  demokratik açılımlar yoluyla çözümüne ilişkin vurgu net olmasına karşı  somut değildi.

 

Bu süreçteki en kritik sorun, AKP’ nin en azından işin başında toplumsal sorun olarak gördü sorunu yaşayanları veya bu sorunun çözümü için mücadele edenleri muhatap almama tutumuna şimdilik devam ediyor olmasıdır. Hükümetin Kürt hareketi adına dolaylı yada dolaysız herhangi bir muhataplık ilişkisini geliştirmeden süreci ilerletilmesi mümkün değildir. Zamanla bu sorun aşılabilirse barışa daha fazla yaklaşacağız..

 

Atılmayan Adımların Hesabı Sorulmalı

Esas sorun Başbakanın gerek Diyarbakır’da  gerekse bizimle yaptığı görüşmede ortaya koyduğu çerçevenin içinin nasıl dolacağıdır. Çözüm sürecinin ilerleyip ilerleyememeğini önümüzdeki dönemde egemenlerin iç çatışmaları ve barıştan yana güçler ile savaş tacirlerinin mücadelesi belirleyecek. Bu acıdan  barış güçlerine şimdi her zamankinden daha fazla görev düşüyor.

 

Başbakanlıkta yapılan  toplantıda Kürt sorunun sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel hemen hemen her boyutu bir biçimde dile getirildi. Bunlar basına yansıdı. Şimdi bunları gerçekleşebilir bir proje olarak ortaya koymak gerek. Hayalci olmamak lazımdır. AKP, Kürt sorununu çözecek değil. Ancak Kürt sorunun çözümünün mücadelesinin demokratik siyasal zeminde sürmesin kanallarını geliştirebilir. AKP bunun çerçevesini “demokratik açılımlarla, anayasal ve demokratik cumhuriyet” zemini olarak tanımladı. Bunu bütün dünyaya 12 kişinin tanıklığında duyurdu.   Atılmayan her adımın teşhiri, hesabının sorulması ve ileriye doğru atılan adımları geliştirmek bizim sorumluluğumuzda. Bunu yaptığımız ölçüde demokrasiye, özgürlüğe, eşitliğe, adalete, barışa yaklaşacağız. Her şeyden önce kendimize, barış güçlerine güvenerek bu yolda yürünebilir.